Ahmet Şık’ın cezaevi çıkışındaki sözlerine soruşturma

Ahmet Şık'ın cezaevi çıkışındaki sözlerine soruşturma

Geçtiğimiz hafta yargılandığı Odatv davasında tahliye olan Ahmet Şık, hakkında cezaevi çıkışında söylediği “Bu komployu kuran, yürüten polisler, savcılar ve hâkimler bu cezaevine girecek. Onlar buraya girdiğinde adalet gelecek” sözleri nedeniyle soruşturma açıldı.

GEREKÇE HEDEF GÖSTERME VE TEHDİT

Oda TV davasının 12 Mart’ta yapılan İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki son duruşmasında tahliye olan gazeteci Ahmet Şık hakkında Silivri Cezaevi çıkışında hâkim ve savcılara yönelik sözleri nedeniyle soruşturma başlatıldı. Özel Yetkili İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca başlatılan soruşturma kapsamında Savcı Muammer Akkaş’ın İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nden Şık’ın cezaevi çıkışındaki sözlerinin yer aldığı görüntüleri istediği öğrenildi. Sabah gazetesinin haberine göre, hâkim ve savcıları terör örgütlerine hedef göstermek ve tehdit etmek suçlaması ile başlatılan soruşturma kapsamında Şık’ın önümüzdeki günlerde ifadeye çağırılacağı kaydedildi.

ÇIKIŞTA NE DEMİŞTİ?

Şık, cezaevi çıkışında gazetecilere yaptığı açıklamada “Eksik kalmış adalet, hukuk ve demokrasi getirmeyecek. Sadece benim davamda 5 tutuklu var, 100 civarında gazeteci hâlâ içeride. İfade özgürlüğü meselesi sadece gazetecilerin sorunu değil. 600 civarında öğrenci var. Bunun mücadelesine devam edeceğiz. Bu komployu kuran, yürüten polisler, savcılar ve hâkimler bu cezaevine girecek. Onlar buraya girdiğinde adalet gelecek. O cemaat bağlantılı, o çete bağlantılı adamlar buraya girecek” demişti.

Okumaya devam et

Türkiye konseri kesinleşti

Türkiye konseri kesinleşti

Yıllardır beklenen ve şehir efsanesine dönüşen Madonna’nın İstanbul konseri sonunda resmi olarak da açıklandı. Daha önce, pop ikonunun bu yaz Türkiye’ye geleceği belli olmuş ama resmi sitesindeki programda İstanbul yer almamıştı.

Şimdiyse Madonna’nın sitesinde yer alan 2012 Dünya Turu programında 7 Haziran 2012’de İstanbul, TT Arena’da sahne alacağı kesinleşti.

Okumaya devam et

Baykal Kent uğurlandı

Baykal Kent uğurlandı

Bursa’da önceki gün yaşamını yitiren Baykal Kent 25 yıl boyunca sahneye çıktığı Orta Oyuncular Ses Tiyatrosu’nda uğurlandı. Kent’in uzun yıllar boyuncu birlikte sahne aldığı Ferhan Şensoy rol arkadaşını “O alışılagelmiş oyuncuların çok dışında disiplinli biriydi” sözleriyle anlattı. Kent’in cenazesi daha sonra Camiinde kılınan ikindi namazının ardınan Ortaköy Mezarlığı’nda toprağa verildi. Kent’i son yolculuğunda yalnız bırakmayanlar arasında Rasim Öztekin, Müjdat Gezen, Ayla Arslancan, Altuğ Yücel, Raşit Çelikezer, Süleyman Turan, Nuri Alço, Bülent Kayabaş, Birol Güven ve Mustafa Sarıgül de yer aldı.

Okumaya devam et

Türkiye’ye mimaride dört prestijli ödül

Türkiye'ye mimaride dört prestijli ödül

Prestijli İngiliz mimarlık dergisi Architectural Review tarafından organize edilen MIPIM 2012 Future Projects Awards’da dört ödül kazanan Türkiye, bu yılın en başarılı ülkesi oldu. Projeler fuarda dokuz ayrı kategoride yarıştı.
Suyabatmaz Demirel iki ayrı kategoride ödül kazandı. ‘Yüksek Yapılar’ kategorisinde TAO Gayrimenkul için İstanbul Finans Merkezi’nde tasarladığı ‘Tao Tower’ projesi ile birinciliği kazanan Suyabatmaz Demirel ‘Retrofit’ kategorisinde ise İstanbul Göksu’daki ‘Halat Fabrikası Loftları’ ile birinci oldu.
Emre Arolat Architects (EAA), ‘Cendere Vadisi Kentsel Planlama Projesi’yle, ‘Karma Yapılar’ kategorisinde en iyi karma kullanımlı proje ödülüne layık görülürken, Global Architectural Development (GAD) Mimarlık Bürosu’ndan Gökhan Avcıoğlu’nun İstanbul Gedikpaşa’daki GDKP projesi ise ‘Rejenerasyon ve Master Plan’ kategorisinde büyük ödülü kazandı. MIPIM AR Future Project Awards ödülleri, 7 Mart Çarşamba gecesi Fransa Cannes’daki The Hotel JW Marriott’da yapılacak törenle sahiplerine sunulacak.

Okumaya devam et

‘Çok teşekkürler babacığım’

'Çok teşekkürler babacığım'

Paul McCartney, yeni albümünün adını ‘Popodaki Öpücükler’ anlamına gelen ‘Kisses on the Bottom’ koymaya karar verdiğinde, bu kararı sadece havaya kalkan kaşlarla değil, aynı zamanda, bazıları tarafından da panikle karşılandı. McCartney’nin bu kararı vermesinin altında, kendisinin de itiraf ettiği gibi, biraz da haylazlık yapma isteği vardı. Eski Beatles üyesi şöyle açıklıyor: “Haylazlığı severim. Haylazlık ruha iyi gelir. İnsanlara kötü bir fikir olarak gelenler aslında iyi fikirlerdir.”
Albümde McCartney, Diana Krall ve grubuyla çalışmış. Harold Arlen, Frank Loesser, Irving Berlin’den seçmelerin yanı sıra, ‘It’s Only a Paper Moon’, ‘The Glory of Love’, ‘More I Cannot Wish You and Ac-Cent-Tchu-Ate the Positive’ gibi Amerikan İç Savaşı ve savaş sonrası caz standartlarından oluşuyor. Bu şarkılar, zamanında bir müzik grubunun lideri olan McCartney’nin babasının büyürken dinlediği şarkılar. Albümün adının da nereden geldiği belli oluyor; Fats Waller’ın 1935’teki hit parçası ‘I’m Going to Sit Right Down and Write Myself a Letter’dan alınan bir dize ‘Kisses on the Bottom’ ve McCartney’in müziğe ve melodiye başlamasına neden olan adama verilebilecek cinsten bir hürmet göstergesi.
“İlk müzikal hatıralarım babamdan geliyor. Evde arkadaşı Freddie Rimmer ile piyano çalardı, ikisi de Liverpool’da pamuk pazarında satış elemanı olarak çalışıyorlardı. Bilirsiniz eski günlerde kendi eğlencemizi kendimiz yaratırdık. Halıya uzanır, babamın piyano çalışını dinler ve özümserdim. Bence müzikal yeteneğimi ondan aldım. Karmaşık yapıda şarkılar dinliyordum, o zamanın müzikleri öyleydi” diyor sanatçı. 

Göçebe Beatles
Merak her zaman McCartney’nin sanatını şekillendirmiştir, bazen zararına olsa da (En son yaptığı pek de iyi yorumlar almayan ‘Ocean’s Kingdom’ balesi gibi). Ama genelde, McCartney’nin yaratıcılığının tam da bu özelliği, diğer Beatles üyeleriyle yaptığı sonu gelmez yenilikleri ve sonradan yaptığı eserlerin göçebe doğasını açıklamaya yardımcı olur.
Yeni albümünü değerlendirirken şunu da göz önünde bulundurmak gerek, Beatles dağıldığından beri McCartney’nin aklıselimliğe sıkıca tutunuşunu… Bu albümünün çok büyük tepkiler, kavgalar çıkaracağını beklemediği ya da onu eleştirenleri 180 derece değiştirmeyeceğini bildiği belli. Gene de bu albüm hayranlarını büyüleyecek, sadece birleştirdiği bu eski noktalardan dolayı değil, aynı zamanda geçen ay Londra O2 Arena’da verdiği olağanüstü üç saatlik konser sayesinde birleştirilmiş noktalardan dolayı. Albümün tasarlama ve kayıt süreci hakkında konuşurken, öğrendiği dersler ve yaşadığı anılardan ötürü, sanatçının kendisinin de albümden büyülendiğini görmek zor değil.
“İlk zamanlarda John (Lennon) ile yazdığım şeyleri neyin etkilediğini şimdi anlayabiliyorum. John’la konuşurken, o da ‘Ah, ben de o ve şu şarkıyı çok seviyorum’ derdi. Onun en sevdiği iki şarkı ‘Little White Lies’ ve ‘Close Your Eyes’dı. John’dan çok etkilenmemin sebeplerinden biri de buydu, sadece rock’n’roll dinlemiyorduk. Şimdi Beatles’ın yaptığı işlerin bütününe baktığınızda, rock’n’roll tınılarının yanısıra arka planında da tamamen başka bir dönemin müziğinden etkilenmiş olduğunu görebilirsiniz.”
“İnsanlar bana Beatles’ın müziğinin nasıl hâlâ yaşayabildiğini sorduğunda, hep kendime göre bir cevap bulmaya çalışırdım. Şimdi cevap verebiliyorum, sebebi müzikal form. İyi şekilde düzenlenmiş bu şarkılar. İçlerinde hiçbir gereksiz kısım yok.”
“Tabii ki bu müzikal form ile birlikte, önceden kestirilemeyen ve müzikal olarak serbestçe dolaşma isteği, bu albümün hangi dönemi kapsadığını gösteriyor. Dick Lester, ‘Beatles’ın ilk iki filminin yönetmeni, şarkılarınızın hep nereye gittiğini kestiriyorum ama hiçbir zaman da tahmin ettiğim şekilde devam etmiyorlar’ derdi.”
Albümün büyük bir kısmı Hollywood’daki meşhur Capitol stüdyolarında kaydedildi ve ilk defa, Paul McCartney sadece vokalistti. O da ilk başlarda zorlandığını itiraf etti. “Bu yepyeni rol beni biraz korkuttu. Sesimi arkasında saklayabileceğim ne bir gitar vardı, ne de bir piyano. Bu yüzden kendime bir şarkı söyleme tarzı bulmalıydım. Birçok şarkının da ses aralıkları fazlaydı. Bazen bu şarkının içinde bu kadar tiz notalar olabileceğini hiç tahmin etmemiştim dedim. Tabii ki ne olup bittiğini görebilen çok iyi müzisyenlerin arasındaydım ve bazen kendi kendime, ‘Kendimi rezil edeceğim. Bu gruptaki en kötü üye ben olacağım, böyle olmamalıyım. Yüzüme gülecekler ama içlerinden de bu herifte de bir numara yokmuş diyecekler’ dedim. Ama sonra düşündüm ki, ‘Hadi ama Macca, kendini toparlamalısın’.” 

Hiç prova yapmadan
“Bir gün ses mühendisi dedi ki, ‘Bu mikrofonun Nat King Cole’un mikrofunu olduğunu biliyor musun?’ Ben de madem öyle, herhalde iyi bir iş çıkarırım diye düşündüm. Sonra Diana’yla şakalaştığımda, ‘Ne olduğunu bilmiyorum, birden Fısıldayan Jack Smith’e döndüm,’ dedim. Evet, benim için enstrümansız olmak, ürkütücü bir deneyimdi. Birkaç şarkı deneyip alışmam gerekti. Herhalde o birkaç şarkının albümde olmadığını söylememe gerek yok.”
Miles Davis ve Al Jarreau gibi isimlerin prodüktörlüğünü yapan Tommy LiPuma’nın prodüktörlüğünü üstlendiği bu kayıt süreci, McCartney’e göre “Tamamen ‘organik’ çalışmayla ilgili. Bunun en iyi tarafı, albümü kaydettikten sonra bunun farkına varmış olmamdı. Beatles da böyle çalışıyordu. Birileri bir fikir getirirdi, hem de hiç prova yapmadan, kimse işin sonunun nereye varacağını bilemezdi. Mesela, ‘Eight Days a Week’ ile girerdik, sonra işte bulduk deyip, bir taslağını hazırlardık, birbirimize gösterirdik, bir girişe ne dersin deyip, oraya bir ‘Da-da-da-da’ koyardık, önümüzdeki yarım saatte, evet yarım saatte de düzenler ve kaydederdik.” 

O iğrenç böcekler!
Albümün ismiyle ilgili sorumuza geri dönünce, McCartney gözlerinde muzur bir ışıltıyla şöyle cevap veriyor: “Düşündükçe daha çok önem vermeye başladım. Şöyle düşündüm, ‘Biliyor musun, bu başlık, o güvercinlerin arasına bu kediyi koyacak.’ Ve öneriyi yaptığımda, şu endişeli mesajı aldım, ‘Paul, hiçbir şekilde bu başlığı koyamayız.’ Çocuklardan biri ‘Karnıma bir yumruk yemiş gibi oldum’ dedi. Ben de dedim ki, ‘Beni dinle. Bu tepkiyi ilk gördüğümde, insanlara grubun adına Beatles koyduğumuzu söylediğimizde olmuştu.’ İnsanlar çılgına dönmüştü, ‘Gerçekten o iğrenç sürüngen böcekler mi?’”
(29 Ocak tarihli The Sunday Times’dan kısaltılarak çevrildi.)

Kraliçeye saygılarla
Paul McCartney, Kraliçe Elizabeth’in tahtta çıkışının 60. yılı onuruna yapılacak kutlamalarda da sahne alacak. Bu yaz düzenlenevek konserde McCartney dışında Tom Jones, Shirley MacLaine, Jesse J. gibi isimler de yer alıyor. Konserin organizatörlüğünü üstlenen Gary Barlow’un, McCartney’i jübilede yer alması için uzun süre ikna etmeye çalıştığı da konuyla ilgili haberler arasında.

Okumaya devam et

Çağdaş sanatın kaybı

Çağdaş sanatın kaybı

Çağdaş sanatın önemli isimlerinden İspanyol ressam Antoni Tapies 88 yaşında Barcelona’da hayata veda etti. 1923’te Barcelona’da doğan ressam, heykeltıraş ve sanat kuramcısı Antoni Tapies, 20. yüzyılın ikinci yarısında, İspanya’da soyut ve avangart sanatın en önemli temsilcilerinden kabul ediliyordu. İlk kişisel sergisini 1950’de açan Tapies, zamanla yapıtlarında kova, ayna ve ipek çorap gibi gerçek nesnelerle çalışma masası gibi daha büyük nesneleri bir araya getirmeye başladı. Sanatçı, ‘Samanlı Masa’ adlı yapıtında gerçek bir masayı tuval olarak kullanmıştı. Antoni Tapies ayrıca, 2006 yılında İstanbul Modern’de açılan ‘Venedik-İstanbul’ başlıklı sergide de eserleriyle yer almıştı.

Okumaya devam et

Artık resmileşti: Madonna İstanbul’da

Artık resmileşti: Madonna İstanbul'da

İLK RADİKAL DUYURMUŞTU 

Radikal, 27 Kasım 2011’de pop ikonu Madonna’nın 7 Haziran’da İstanbul’da TT Arena’da konser vereceği haberini Türkiye’de ilk kez duyurduğunda inanmayanlar olmuştu. Henüz resmi imzalar atılmadığı için Live Nation’ın Türkiye’deki partneri BKM, haberi kağıt üzerinde yalanlamak zorunda kalmıştı. Ama kaynaklarımız güvenilirdi ve haberimizin doğru olduğunu biliyorduk. Dün sabah Madonna’nın resmi internet sitesinde yayımlanan 2012 Avrupa turnesi programı, konser tarihinden mekânına kadar haberimizi aynen doğruladı. Bir kez daha tekrar edelim: Madonna, 7 Haziran 2012 Perşembe günü Türk Telekom Arena’da…
Madonna’nın 26 Mart’ta piyasaya sürülecek ‘MDNA’ albümü için çıkacağı turnenin programı, sanatçının Superbowl performansından bir gün sonra dün açıklandı. Turnesine bu sefer Ortadoğu’dan başlayan Madonna, 29 Mayıs Tel Aviv, 3 Haziran’da Abu Dabi konserlerinin ardından Avrupa konserlerinin ilk ayağını İstanbul’da gerçekleştirecek. Turnenin bilet satışları Madonna resmi hayran kulübü Icon’un Lifetime Legacy üyeleri için dün başladı. Ücretsiz kaydolunan Icon, üyelerine ön satış ve VIP biletlerinin yanı sıra özel turne hediyeleri ve ’Icon Live Pass’ imkânları da sunuyor. Güçlü sahne performansı ve ihtişamlı gösterilerinden dolayı her turnesi merakla beklenen Madonna, daha önce de ‘Girlie Show’ turnesi kapsamında 2003’te İnönü Stadyumu’nda konser vermişti.

Okumaya devam et

Kings of Convenience geliyor

Kings of Convenience geliyor

Norveçli ikili Kings of Convenience, bu yıl ilk kez düzenlenecek Garanti Caz Yeşili Nordik Müzik Festivali kapsamında İstanbul’a geliyor. İskandinav müziğinin başarılı isimlerinin konuk edileceği festival, 10-14 Nisan’da Babylon’da gerçekleşecek. Nordik Müzik Festivali’nde sahne alacak diğer İskandinav gruplar ise önümüzdeki günlerde açıklanacak.
Garanti’nin caz müziğine desteğinin 15. yılını kutlamak üzere gerçekleştirilen festivalde, sadece İskandinav yarımadasından çıkma müziklere yer ayrılacak. Festivalin ilk konuğu Erlend Oye’nin 10 seneyi aşkın bir süredir Erik Glambek Boe ile devam ettirdiği başarılı projesi Kings of Convenience, 12 ve 13 Nisan tarihlerinde Babylon sahnesinde olacak. Farklı akustik tarzlarıyla Simon & Garfunkel’a sıkça benzetilen Kings of Convenience, en son 6 Temmuz 2005’te Beyoğlu Ses Tiyatrosu’nda bir konser vermişti.

Okumaya devam et

Taylor’ın koleksiyonuna servet

Taylor'ın koleksiyonuna servet

Christie’s müzayede evi, Taylor’un Bel Air’deki evinin oturma odasını süsleyen Hollandalı izlenimci ressam Vincent Van Gogh’un ”Saint-Remy Şapeli” adlı tablosunun 16 milyon dolara alıcı bulduğunu açıkladı.

Taylor’ın babası Francis Taylor, Van Gogh’un bu eserini 1963 yılında Londra’daki Sotheby’s müzayede evinden 257 bin 600 dolara kızı için satın almıştı.

Açık artırmada Fransız ressam Edgar Degas’ın oto portresi ile Claude Pissarro’nun manzara resmi ise 6 milyon dolara satıldı.

Satılan üç tablo, Taylor’un koleksiyonundaki en değerli parçalar olarak kabul ediliyordu.

Elizabeth Taylor, geçen yıl mart ayında 79 yaşında yaşamını yitirmişti. (aa)

Okumaya devam et

Arter’de siyaha özgürlük sesleri

Arter'de siyaha özgürlük sesleri

Çağdaş sanatçılara yeni üretimlerinde destek olmak amacıyla Ömer Koç’un inisiyatifiyle kurulan Arter, ikinci yılında ‘Sound Art’ alanında bir dizi proje başlatıyor. ‘Sesli Dizi’nin ilk sergisi ‘Siyaha Özgürlük’ başlığını taşıyor. Sergi için besteci Erdem Helvacıoğlu, Fluxxus akımının öncüsü George Maciunas’ın ‘Piyano Parçası’ adlı işinden esinlendi ve beyaz tuşları çivilenmiş bu piyanonun siyah tuşlarını ve gövdeyi kullanarak 10 dakikalık etkileyici bir kompozisyon yarattı. Serginin küratörü Melih Fereli’yle sergi öncesi buluştuk. 

Serginin küratörlüğünü üstlendiğinizi duyduğumda Arter’in açılış sergisinde ses enstalasyonuyla ilgili kimi işleri anlatırken bizleri de etkisine alan heyecanınız geldi aklıma…
Evet, konuklara izah etmekten büyük keyif aldığım eser ses, müzik ve hayal dünyasına gönderme yapan Cevdet Erek’in ‘Sahil Sesi’ydi. Sizleri uçan halı üzerinde Karayipler’e götürüp getirmiştim! Biz 2006’da Vehbi Koç Vakfı’nın bir çağdaş sanat koleksiyonu oluşturması kararını aldığımızda, müzik ve plastik sanatların buluştuğu kulvar bizim ilgi alanımız oldu. ‘Sound Art’ projesiyle de sese odaklı sanat üzerinde biraz çalışıp bu kulvarı İstanbul’da bir üretimle açabilmeyi bir hedef olarak konuşmaya başladık, sergiler genel küratörü Emre Baykal’la.
Sizin küratör olarak nasıl bir müdahaleniz oldu çalışmaya?
Ben Erdem’in temel fikrini alıp, bunun üzerine düşünürken tabii ki aklıma ilk George Maciunas’ın piyanosu geldi. Fluxus’un kurucusu diyebileceğimiz Maciunas’ın yapıtının 1970’teki ilk performansı sırasında Ben Vautier piyanonun beyaz tuşlarının tümünü çivileyerek onları çalınamaz hale getirmişti. Bizim koleksiyonumuzdaki bu piyano, Erdem’in projesi açısından en uygun eserdi. Erdem’e bundan bahsettim. O da çok heyecanlandı. Kafasında birçok fikir vardı ama sonra “Bu piyanonun tüm ses belleğini oluşturmak ve o ses belleğinden hareketle yeni bir kompozisyon ortaya çıkarmak çok daha anlamlı olacak” dedik. 

Maciunas’ın yapıtı ‘Piyano Parçası’ adını taşıyordu. Siz neden ‘Siyaha Özgürlük’ dediniz?
Ben Vietnam Savaşı sırasında lise son sınıfı ABD’de okuyordum. Amerika içindeki çalkantıları birebir yaşama şansı ya da şanssızlığını yaşadım. Ayrıca etnik bazlı sıkıntılar da vardı. İnsanların dillerini kullanma özgürlüğünün olmadığı, renklerinden, dinlerinden ötürü maruz kaldıkları ayrımcılığın ABD gibi son derece uygar diye algıladığımız bir toplumda dahi derin izler bıraktığı bir dönem yaşanıyordu. Tam da o dönemlerde George Maciunas bu performans bestesini yapıyor. Güçlü mesaj verecek bir başlık yerine sadece ‘Piyano Parçası’ olarak adlandırıyor. Büyük bir ihtimalle bizleri düşünmeye sevk etmek, arkasında olan çok ağır bagajı hissetmemiz için bu ismi vermiş olabilirdi.
Fakat, aynı zamanda özellikle beyaz tuşları çivilemiş olmasının ardında burjuvaziye, sanatın kimler tarafından ne koşullarda sanat olarak tayin ediliyor olmasıyla ilgili kurallara başkaldırı olarak da yorumlanabilirdi. Ama siyah tuşları özgür bırakmasını ben genel anlamda siyahın varsayımsal anlamlarından kurtarılmasına yönelik bir davet olarak algıladım. 

Serginin sunuş yazısında da “Siyah, hayatı kutsamanın güçlü bir unsurudur” diyorsunuz…
Siyah genellikle güce ve otoriteye işaret eder ama aynı zamanda matem rengidir de. Kimi zaman da korkuyla ve bilinmeyenle ilişkilendirilir. Pek çokları için ‘siyah’ başlangıçtaki boşluğu temsil eder. Türkçede de kötü, uğursuz anlamına gelen ‘kara’yla ilgili az deyim yoktur. Seçtiğim başlıkla siyahı tüm bu önyargılardan uzaklaştırmak istedim. Bu beni Erdem’in müziğine ulaştırdı. Erdem şimdiye kadar gözlemlediğim süreci içerisinde tabular yıkan, özgürlüklere müziğini adamış biri.

Okumaya devam et