Popüler diyetler obeziteyi tetikliyor

Popüler diyetler obeziteyi tetikliyor

ANKARA – Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Şahin Gülser, obezitenin, özellikle kronik hastalıkların oluşum riskini arttırdığını ve bu hastalıklara bağlı ölüm oranlarını da yükseltiğini söyledi.

Obezitenin nedenleri araştırıldığında, hareketsiz yaşam, bilgisayar veya televizyon karşısında geçirilen fazla zaman, fast food tüketimi ve yanlış beslenme alışkanlığı gibi nedenlerin geldiğini ifade eden Gülser, “Obezitenin önlenmesini zorlaştıran en önemli neden, sağlıksız kilo verme yöntemlerinin oluşturduğu bilgi kirliliğidir” dedi.

Gülser, her yıl yeni bir bitki veya meyvenin zayıflamada etkili olduğuna dair bilgilerin ortada dolaştığını anlatarak, bu besinler hakkında yeni haberler, yan ürün olarak besin takviyesi ve tablet formlarının üretildiğini, internet üzerinden de satışlarının yapıldığını belirtti.
Yaban mersini, altın çilek, acı biber gibi ürünlerin kullanımı sonucunda mide problemleri yaşandığını, bağırsak florasının bozulduğunu dile getiren Gülser, bu sorunların yaşanmaması için bilinçli tüketici olunması gerektiğinin altını çizdi.

“ENERJİ DÜŞÜREN DİYETLERDEN UZAK DURULMALI”
Kısa zamanda hızlı kilo kaybının sağlıklı olmadığını vurgulayan Gülser, bu şekilde verilen kiloların hızla geri alınacağını söyledi. Düşük kalorili diyetlerin sağlığı olumsuz etkilediğine işaret eden Gülser, uygun olanın doğru beslenme alışkanlığının yaşam biçimi haline getirilmesi olduğunu söyledi.

Gülser, hızlı kilo verme isteğiyle haftalarca sadece lahana çorbası içilmesinin veya detoks diyetleri yapılmasının metabolizmayı bozduğunu belirterek, şunları kaydetti:

“Özellikle 30 yaşından sonra vücutta hücre yıkımı oluşur ve yaş ilerledikçe artar. Yetersiz beslenme kas kaybıyla birlikte hücre yıkımını artırır; halsizlik, yorgunluk, kemik erimesi, sağlıksız saç ve tırnaklar, ciltte elastikiyet kaybı, gözaltı torbaları, dikkat dağınıklığı ve daha birçok sağlık problemini beraberinde getirirken kronik hastalıkların oluşum riskini de artırır.
Kilo verirken daha yaşlı görünmeyi istemiyorsanız, enerjinizi düşüren diyetlerden uzak durmalısınız.

Gelişme dönemindeki gençler için düşük kalorili diyetler zihinsel ve bedensel olarak gelişmeyi olumsuz yönde etkiler. Özellikle metabolizmayı yavaşlatacağı için sürekli kilo alma eğilimi gelişir ve hayatı boyunca fazla kiloları kara bir bulut gibi tepesinde dolaşır ki bu durum da yeme davranış bozukluklarını beraberinde getirir.”

“AŞIRI KIRMIZI ET TÜKETİMİ, BAĞIRSAK KANSERİ RİSKİNİ ARTIRIR”
Yetersiz vitamin, mineral ve posa alımının, ciltte kuruluk ve donuk bakışla sonuçlandığını vurgulayan Gülser, aşırı miktarda kırmızı et tüketiminin bağırsak kanseri riskini de arttıracağı uyarısında bulundu.

Sağlıklı beslenme programının kişiye özel olması gerektiğinin altını çizen Gülser, “Beslenme uzmanınız tarafından size özel hazırlanan, günlük yaşantınızla uyumlu, bütün gereksiniminizi karşılayacak dengeli bir beslenme programı uygulanmalı. Zaman içerisinde yaşam tarzı değişikliğini sağlamak hedef kilonun kalıcı olmasını kolaylaştırır. Sağlığın korunması, metabolizmanın bozulmaması için yeterli miktarda protein, karbonhidrat, yağ, vitamin, mineral ve posa alınmalı” diye konuştu.

DÜNYADA 400 MİLYONUN ÜZERİNDE OBEZ KİŞİ VAR
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre, dünyada 400 milyonun üzerinde obez, 1,6 milyardan fazla da kilolu kişi bulunuyor, 2015 yılında bu rakamların sırasıyla 700 milyon ve 2,3 milyara ulaşacağı tahmin ediliyor.

Obeziteyle ilgili sağlık harcamaları gelişmiş ülkelerde tüm sağlık harcamalarının yüzde 2-7′sini oluşturuyor. ABD’de obezitenin doğrudan maliyetinin hastalığın tanı ve tedavisi ile ilgili olan harcamaların sağlık harcamalarının yüzde 7′sini, Fransa ve Avustralya’da yüzde 2′sini ve Hollanda’da yüzde 4′ünü oluşturuyor.(aa)

Okumaya devam et

Kanser ilacı alzheimera umut oldu

Kanser ilacı alzheimera umut oldu

WASHINGTON – Kanser tedavisinde kullanılan bir ilaç, alzheimer hastalığına yakalanan farelerin beyin faaliyetlerinin hızla normale dönmesini sağladı.

ABD’nin Case Western Tıp Fakültesi’nden Dr. Gary Landreth ve ekibinin yaptığı araştırma, beksaroten ilacının farelerde alzheimer oluşumunda rol oynayan beta amiloid proteini birikimini yüzde 75 azalttığı, hatta hafıza kaybı gibi alzheimer belirtilerini tersine çevirdiğini gösterdi.

Bilim insanları tedaviden 72 saat sonra, genleriyle oynanan, alzheimera yakalanan farelerin normal davranışlar göstermeye başladığını, hastalık nedeniyle kaybettikleri hafızalarına ve koku alma yetilerine kavuştuklarını vurguladı.

Araştırmaya imza atanlardan Paige Cramer, bunun “eşsiz bir ilerleme” olduğunu belirterek, bugüne dek laboratuvarda fareler üzerinde yapılan araştırmalarda amiloid plakların yok edilmesinin aylar aldığına dikkati çekti.

Dr. Landreth, bu ilacın farelerde etkili olduğunu ve bir sonraki aşamada insanlarda da etkili olup olmadığının araştırılacağını belirtti.
Araştırma, Amerikan “Science” dergisinde yayımlandı. (ntvmsnbc)

Okumaya devam et

1 milyarı aşkın insan engelli

1 milyarı aşkın insan engelli

İSTANBUL – Dünya Engellilik Raporu’na göre, dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 15′ine karşılık gelen 1 milyardan fazla insan bir tür engellilik ile yaşıyor.

Dünya Sağlık Örgütü ve Dünya Bankası Grubu tarafından hazırlanan “Dünya Engellilik Raporu”, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’in de katıldığı bir toplantıda, raporun editör ve yazarları tarafından kamuoyuna tanıtıldı.

Kendisi de engelli olan Dünya Sağlık Örgütü’nden Tom Shakespeare ile Dünya Bankası’ndan Aleksandra Posarac’ın sunduğu rapora göre, 1 milyardan fazla insanın, diğer bir deyişle dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 15′inin bir tür engellilik ile yaşadığı tahmin ediliyor.

15 yaş ve üzerinde kişiler arasında engellilik ile yaşamak durumunda olan kişi sayısını, Dünya Sağlık Araştırması 785 milyon olarak belirtirken, Küresel Hastalık Yükü çalışması, bu sayıyı yaklaşık 975 milyon olarak ifade ediyor.

95 MİLYON ENGELLİ ÇOCUK VAR
Dünya Sağlık Araştırması bu kişiler arasından 110 milyon kişinin işlevlerini yerine getirme konusunda çok ciddi zorluklar yaşadığını tahmin ediyor. Küresel Sağlık Yükü çalışması, 0-14 yaş arası çocuk engelliliğinin ise, 13 milyonu “şiddetli engellilik” olmak üzere 95 milyon seviyesinde olduğunu belirtiyor.

Engelli insanların sayısının giderek artması; nüfusun yaşlanması, diyabet, kalp ve damar hastalıkları ve akıl hastalığı gibi engellilik ile ilgili kronik sağlık sorunlarının dünya çapında artmasıyla açıklanıyor.

ENGELLİLİK DENEYİMLERİ GENİŞ ÖLÇÜDE FARKLILIK ARZ EDİYOR
Engelliler hakkında klişe görüşler, tekerlekli sandalye kullanıcıları ve görme veya işitme engelli insanlar gibi birkaç “klasik” grup üzerinde dururken, sağlık sorunları, kişisel etkenler ve çevresel faktörlerin etkileşiminden ortaya çıkan engellilik deneyimleri geniş ölçüde farklılık arz ediyor.

Engelli insanların hepsi eşit derecede dezavantajlı durumda bulunmuyor ve farklı sakatlık kategorilerinde okul kayıt oranları da farklılık gösteriyor.
Dünya Sağlık Araştırması sonuçları da, engelliliğin, düşük gelirli ülkelerde yüksek gelirli ülkelere göre daha yaygın olduğuna ve en yoksul 5′te 1′lik refah diliminde yer alan insanlarda, kadınlarda ve yaşlı insanlarda engelliliğin daha sık görüldüğüne işaret ediyor.

Raporda insanları engelleyen faktörler, yetersiz politikalar ve standartlar, olumsuz tavırlar, yeterli hizmet sağlanamaması, hizmet iletimi sorunları, yetersiz finansman, yetersiz erişilebilirlik, danışma ve katılım yetersizliği, veri ve bulgu yetersizliği olarak sıralanıyor.

ENGELLİLERİN KARŞILAŞTIKLARI SORUNLAR
Engelli insanların yaşamlarının nasıl etkilendiğine bakıldığında, sayısı giderek artan bulgular, engelli insanların genel nüfusa göre daha düşük kalitede sağlık seviyesinde yaşadığını gösteriyor.

Engelli olmayan akranlarına kıyasla engelli çocukların okula başlaması olasılığı daha düşük gerçekleşirken, engelli çocukların okulda bulunma süreleri ve sınıf geçme oranları da düşük seyrediyor.

İŞSİZ KALMA İHTİMALLERİ DAHA YÜKSEK
Ekonomik katılım açısından da, engelli insanların işsiz kalma ihtimali daha yüksek ve engelliler istihdam edildiklerinde dahi genellikle daha az kazanç elde ediyorlar. Dünya Sağlık Araştırması engelli olmayan erkeklerde yüzde 65, engelli olmayan kadınlarda yüzde 30 olan istihdam oranının, engelli erkeklerde yüzde 53′e, engelli kadınlarda ise yüzde 20′ye gerilediğine işaret ediyor.

Bu durum, engelli insanların, diğerlerine göre daha yüksek yoksulluk oranları tecrübe etmesine neden oluyor. Engelli insanlar ve üyeleri arasında engelli bulunan hane halkları, ortalamada daha yüksek oranda gıda güvencesizliği, yetersiz barınma, sağlıklı su ve temizliğe eksik erişim ve sağlık hizmetlerine yetersiz erişim gibi yoksunluklara maruz kalıyor ve diğer kişilere ve hane halklarına göre daha az mal varlığına sahip bulunuyor.

Kurumsal çözümlere bel bağlanması, cemiyet hayatının noksanlığı ve yetersiz hizmetler, engelli insanları izole ederek, başkalarına bağımlı hale getiriyor. Verilen desteğin çoğu aile üyelerinden ya da toplumsal ağlardan gelirken, sadece enformel desteğe bel bağlamak, bakım sağlayan kişiler için stres, izolasyon ve sosyo-ekonomik fırsatların kaybı gibi olumsuz sonuçlar doğuruyor.

ENGELLERİ AŞMAK İÇİN…
Dünya Engellilik Raporu’na göre, sağlık hizmetlerindeki engelleri aşmak için, öncelikle mevcut her türlü sağlık hizmetini kapsayıcı hale getirmek ve kamu sağlık hizmetlerini engelli insanlar için erişilebilir kılmak gerekiyor.

Rehabilitasyon konusunun, sağlık, eğitim ve sosyal hizmetlerle ilgili bütün yasalara ve engelli insanlar için hazırlanmış özel yasalara dahil edilmesi gerekiyor.

Raporda, kamu binalarında, ulaşımda, enformasyonda ve iletişimde karşılaşılan engellerin ortadan kaldırılmasının, izolasyon ve bağımlılığı azaltarak bireylerin eğitim, istihdam ve sosyal yaşama katılımına olanak tanıyacağı gerçeği de öne çıkarılıyor.

Farklı alanlarda erişebilirliği sağlamak ve olumsuz tavırları azaltmak için önemli gereklilikler, erişilebilirlik standartları; kamu ile özel sektör arasında işbirliği; uygulamaların koordine edilmesinden sorumlu olan yönetici bir kurum; erişilebilirlik eğitimi; planlamacılar, mimarlar ve tasarımcılar için evrensel tasarım; kullanıcı katılımı ve halk eğitimi olarak sıralanıyor.

Eğitimin önündeki engelleri aşmak için engelli çocukların, engelli olmayan çocuklarla bir arada eğitim görebilecekleri okullarda kapsanması, engelli çocuklar arasında ilköğretimi tamamlama oranını artıracak bir unsur olarak dikkati çekiyor.

İstihdamın önündeki engellerin aşılması için de, ayrımcılık karşıtı yasalar, engelli insanların istihdama dahil edilmelerini teşvik etmek için bir başlangıç noktası olarak görülüyor.(aa)

Okumaya devam et

Bağırsak kanserinde hareket şart

Bağırsak kanserinde hareket şart

ANKARA – Alman Aerztezeitung gazetesinin haberine göre, konuyla ilgili araştırmada, üçüncü evredeki kolon karsinomlu 832 hasta on yıldan fazla süreyle izlendi.

Araştırma, spor yapanların, yapmayanlara göre daha uzun yaşadığını gösterdi. Haftada 18 MET’e (Metabolik ekivalan) ulaşan hastaların prognozunun yüzde 45 iyileştiği tespit edildi.

Spor yapan kadınlar arasında karsinoma bağlı ölüm oranı yüzde 60 azalırken, diğer sebeplerin de dahil edildiği ölüm oranı yüzde 57 düştü.

Uzmanlar, spora, teşhis konulur konulmaz başlanması gerektiğini, yan etkiler elverdiği ölçüde kemoterapi süresince de belirli bir çerçevede sporun sürdürülebileceğini belirtti.(aa)

Okumaya devam et

Ölmek isteyenlere ‘özel’ klinik

Ölmek isteyenlere 'özel' klinik

Ölümcül hastalara yasal açıdan ötenazi hakkı tanıyan ilk ülke olan Hollanda’da şimdi de, kendi istekleriyle hayatına son vermek isteyen hastalar için özel klinik açılacak. Kliniği hizmete sokacak olan Gönüllü Hayatına Son Verme Derneği (NVVE), yılda yaklaşık bin başvuru beklediklerini açıklarken, klinikte görev yapacak aralarında doktor ve hemşirenin de bulunduğu altı kişilik uzman ekip, yasaların öngördüğü çerçevede hayatına son vermek isteyenlere evlerinde yardımcı olacak. Bunun gerçekleşmemesi durumunda ise hasta kliniğe yatırılarak ötenazi işlemi gerçekleştirilecek. Kliniğin mart ayında hizmete girmesi bekleniyor.

Okumaya devam et

Lösemi’ye ‘dur’ dediler

Lösemi'ye 'dur' dediler

ANKARA – Bern Üniversitesi tıp fakültesi onkoloji bölümü ve Basel Üniversitesi tıp fakültesi patoloji bölümü uzmanları, farelerde, hücre gelişimini sağlayan CD27 molekülünün çalışmasını engelleyerek, lösemi kök hücrelerine sinyal aktarımını durdurdu. Böylece kanser kök hücresinin gelişimi engellendi.

Tümör immünoloji uzmanı Christian Schürch ve Carsten Riether’in araştırmasının sonucu, The Journal of Clinical Investigation dergisinde yayımlandı.

Lösemi kök hücreleri, uygulanan tedavilerin çoğuna karşı dirençli olduğu için, sık sık kanser tedavinin ardından nüks ediyor.(aa)

Okumaya devam et

‘İmzalamasaydık yarın 2 bin kişi ölürdü’

'İmzalamasaydık yarın 2 bin kişi ölürdü'

Bahat, yaptığı açıklamada, yeni SGK Hizmet Alım Sözleşmesi’nin şimdiye kadar gördüklerinin en kötüsü olduğunu ifade etti. SGK Başkanı Fatih Acar’ın sözleşmenin her unsurunu bildiğini ve özel hastaneleri batıracağını kendilerine söylediğini öne süren Bahat, sözleşmenin sektör için taşıdığı risklerin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik ve Fatih Acar tarafından değerlendirildiğini anlattı.

Bahat, “Umarım bu görüşme, sektörün ve vatandaşın lehine olur. Çok ümitliyiz. Biz sektör olarak çok gerildik ama vatandaşı germek istemiyoruz. Siyasetçiyi vatandaşa şikayet etmek gibi bir alışkanlığımız da yok. Bakan ile SGK Başkanı’na güvenmeye devam ediyoruz” dedi.

“İNŞALLAH BATMAMIZA MÜSAADE ETMEZLER”
Reşat Bahat, çok sıkıntılı olduklarını ifade ederek, şöyle konuştu:

“Bugün sözleşmenin imzalanması için son gündü. Bütün bu sıkıntılara rağmen halkın sağlığını bir sözleşme tehdidi olarak göstermek istemediğimiz için sektöre ‘Sözleşmeyi imzalayın’ dedik. Özel hastaneler, vatandaş menfaati için, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı’na güvendikleri için, sözleşmenin düzeleceğine inandıkları için sözleşmeyi şimdilik imzaladı. SGK Başkanı ve Bakan’ın aklına ve vicdanına güveniyoruz. Sözleşmeyi imzalamazsak bu memlekette sadece yarın 2 bin insan ölür. Ben bunun vebalini alabilir miyim? Biz yılda 2 milyon ameliyat yapıyoruz. İnşallah batmamıza müsaade etmezler.”

Bahat, sözleşmenin imzalandıktan sonra da değiştirilebileceğini ifade ederek, “Bir değişiklik olmazsa paşa paşa batarız ve ‘sözleşmeden çıkıyoruz’ deriz. Bu durumda vatandaşa da SGK’ya da bir süre tanırız ve süreçten çıkarız. Biz bu hastaneleri devletin sözüne güvendik de açtık. Biz devletin sözüne güveniriz” dedi.

Sözleşmenin, cironun yüzde 20′sinin ceza olarak yazılabilmesini öngördüğünü belirten Bahat, şöyle konuştu:

“Bu ne demektir? SGK’ya 1 milyon liralık fatura kesen hastane, 200 bin lira ceza alabilecek. Sözleşmede, ıvıra zıvıra, her şeye ceza var. Biz yılda 90 milyon hasta bakıyoruz. Yüzde 1 hata yapsak, 900 bin hata eder. Her bir ceza 3 bin lira, 2,7 milyar lira ceza eder. Ben şimdiden söylüyorum ve sektörü ihbar ediyorum; biz yüzde 1 hata yapıyoruz. Özür diliyoruz ve yapıyoruz. 6 yıldır sağlık uygulama tebliği fiyatları hiç artmadı. Birçok kalemde yüzde 20 azaldı. Bize yazık değil mi? Bizim çalışanlarımızın ücretlerinin artmaması mı lazım?”(aa)

Okumaya devam et

Soğuk hava kilo aldırıyor

Soğuk hava kilo aldırıyor

ESKİŞEHİR – Kış aylarında beslenmeye dikkat etmeyip, hareketsiz kalmanın kilo artışını kolaylaştırdığını belirten Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) Endokrinoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Aysen Akalın, artan enerji ihtiyacı sonucu daha çok karbonhidratlı besinlere yönelim olduğunu söyledi.

Doğal karbonhidrat yerine, market ürünlerinin tercih edilmesi sonucu aşırı kalori alınabileceğini ifade eden Prof. Akalın, ”Hazır market ürünleri aşırı kalori içermenin yanı sıra vücut için gerekli olan vitamin ve mineralleri içermez. Bu tür gıdalarla vücuda fazladan sağlıksız yağlar ve bazı katkı maddeleri almış oluruz” dedi.

Kış aylarında havaların soğuması ve günlerin kısalmasıyla günlük aktivitelerin azaldığına işaret eden Akalın, ”Evlerde ve iç mekânlarda daha fazla vakit geçirebiliriz. Bu da metabolizmamızın yavaşlamasına ve daha az enerji sarf etmemize neden olur. Akşam saatlerinde daha ağır yiyecekler tüketebiliriz. Kış aylarında beslenmemize dikkat etmeyip, fizik aktivitelerimizi arttırmazsak kolaylıkla kilo alabiliriz. Bu sebeple kışın daha sık ama daha az miktarlarda gıda almak gerekiyor” diye konuştu.

Prof. Dr. Aysen Akalın, kış aylarında daha çok meyve, sebze tüketilmesi gerektiğini anlattı. Akalın, bu aylarda yeterli protein alımının da önemli olduğuna işaret etti. Özellikle balık tüketiminin gerekliği olduğuna dikkati çeken Prof. Dr. Akalın, ”Omega 3 ve 9 yağ asitleri zengini balık, hafta bir veya iki kez tüketilmelidir” dedi.

KIŞ AYLARINDA VİTAMİN TÜKETİMİNE DİKKAT EDİLMELİ
Prof. Dr. Akalın, yine kış aylarında, vücudun enfeksiyonlara karşı direncinin de azaldığını belirterek, şunları söyledi: ‘’Bu yüzden vücudun savunma sisteminde rol oynayan ve aynı zamanda antioksidan etkileri de olan A, B, C ve E vitamini tüketimine dikkat etmemiz gerekiyor. Kış aylarında D vitamini eksikleri ortaya çıkabilir. D vitamini kış aylarında özel bir öneme sahip. Ülkemizde D vitaminiyle zenginleştirilmiş besinler mevcut değil. D vitaminin en önemli kaynağı güneş ışığıdır. Kış aylarında bu yüzden tahmin ettiğimizden fazla D vitamini eksikliği ortaya çıkabiliyor.”

EN AZ 2-3 LİTRE SIVI TÜKETİLMELİ
Prof. Dr. Akalın, kış aylarında düzenli egzersiz yapılması gerektiğini vurguladı. Kış aylarında, en uygun sürdürülebilir egzersizin yürüyüş olduğunu ifade eden Aysen Akalın, ”Egzersizlerin etkili olması için haftada, en az 3-4 kez, 45 dakika süreyle uygulanması gerekiyor. Sıvı tüketimi yine kış aylarında önemlidir. Kış aylarında en az 2-3 litre sıvı tüketilmelidir” diye konuştu. (ntvmsnbc)

Okumaya devam et

10 kişiden 9′unun ağzında bunlardan var

10 kişiden 9'unun ağzında bunlardan var

İSTANBUL – Prof. Dr. Kazazoğlu yaptığı açıklamada, diş çürükleri ve diş eti hastalıklarının hayat kalitesini etkilediğini, çürüklerin dolaylı olarak mide, kalp ve damar hastalıkları ile diş kaybından kaynaklı konuşma bozukluklarına yol açtığını bildirdi.

Çürüklerin besin tüketirken de vücudu etkilediğini ifade eden Kazazoğlu, “Doğru düzgün çiğnenmeyen lokmalar metabolizmamızı hızlı bir şekilde çalıştırarak midemizin gereğinden fazla asit üretmesine sebep olur. Dişler arasında bir çürük var ise mikroorganizmalar bu virüsler ile devamlı bir savaş halinde olur ve vücut direnci de gittikçe düşer. Normalde üşütmeyeceğimiz hafif bir rüzgarda, dişimiz çürük olduğu için hasta oluruz” diye konuştu.

Türkiye’de diş sağlığı istatistiklerinin kötü bir tablo ortaya koyduğunu dile getiren Kazazoğlu, “Türkiye’de yapılan araştırmalara göre, 10 kişiden 9′unun ağzında çürük var. Halkımızın düşüncesi, ‘Nasıl olsa 32 tane dişimiz var, biri çürür ise diğerini kullanırız’. Fakat çekilen dişin yerini, başka bir diş dolduramıyor bu da vücudumuzda fonksiyon eksikliğine yol açıyor. Ayrıca eksik diş nedeniyle çenede kayma ve konuşma bozuklukları ortaya çakıyor. Tedavi edilmeyen diş çürükleri ve diş eti yıpranmaları şiddetli gaz ve ülser gibi mide rahatsızlıklarına sebep oluyor. Öte yandan eksik dişten ötürü kayma yapacak olan çene, migren ve baş ağrıları da ortaya çıkarabiliyor” diye konuştu.

DİŞ BEYAZLATMA
Prof. Dr. Kazazoğlu, diş beyazlatma konusuna da değinerek, bu işlemin kişisel estetik konularında popülerlik taşıdığını ifade etti.

Kazazoğlu, şunları söyledi:
“Aynaya baktığınızda dişlerinizin renginin kötü olduğunu hissediyorsanız, gidin dişlerinizi beyazlatın. Ama diş beyazlatmak için bazı kriterler vardır. Zorunlu olarak diş beyazlatılması ilaç ve doğum lekelerinde yapılmalıdır. Yoksa dişiniz beyaz olduğu halde dişinizi beyazlattırıyorsanız, dişinize zarar veriyorsunuzdur. Dişleri beyazlatan ilaçların bir kısmı dişi çizerek beyazlatmakta ve dişleri yıpratmaktadır.”

Keyfi yapılan beyazlatmanın dişin organik yapısını bozduğunu da dile getiren Kazazoğlu, “Unutulmamalıdır ki, beyazlatma işlemi yapılmış bir diş öylece kalmaz, diş beyazlatması yapıldıktan sonra en az yılda bir kere tekrar bu işlemi uygulamak gerekir. Dişimizin sağlığı ve beyaz olması açısından yapılması gereken fırçalayıp bakteriyi uzaklaştırmaktır. Böylece artı bir işleme gerek kalmayacaktır” şeklinde konuştu.

Kazazoğlu, marketlerde dişleri beyazlatma amacıyla satılan ürünlerin gelişigüzel kullanıldığı zaman dişler ve diş etleri için tehlike oluşturduğuna da dikkati çekerek, bu tip ürünlerin diş hekimi kontrolünde kullanılması gerektiğini söyledi. (aa)

Okumaya devam et

Ahmet Kaya hayat vermeye devam ediyor

Ahmet Kaya hayat vermeye devam ediyor

İZMİR / AHT

Uşak’ta intihar girişimi sonrası hayatını kaybeden ve organları bağışlanarak yüzü, bacağı ve kolları iki kişiye nakledilen Ahmet Kay’nın (38) korneaları Denizlili Cem Dağ’a umut oldu.

Yaklaşık 2 hafta önce Uşak’ta trenin önüne atlayarak beyin ölümü gerçekleşen Ahmet Kaya’nın organları ailenin kararıyla bağışlandı. Kaya’nın yüzü 19 yaşındaki Uğur Acar’a nakledilerek Türkiye’de bir ilke imza atılırken kolları ve sağ bacağı 34 yaşındaki Atilla Kavdır’a takıldı. Kaya’nın korneaları ise Denizlili tekstil işçisi Cem Dağ’a umut oldu. Daha önce iki kez nakil olmasına rağmen uyum sorunu nedeniyle sağlığına kavuşamayan Dağ, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde Kaya’dan alınan kornealarla başarılı bir ameliyat geçirdi.

OKULUMU BİLE BIRAKMAK ZORUNDA KALDIM
Organlarını Kızılay’a bağışladığını ifade eden Dağ, “Herkes organ naklinin ne kadar önemli olduğunu anlamalı. Doğuştan görme rahatsızlığım bulunuyordu ve ancak yüzde 5 görebiliyordum. Çok zor zamanlar geçirdim. Tek başıma hiç bir şey yapamıyordum. Okulumu bile bırakmak zorunda kaldım. Bundan sonra sağlığıma kavuşarak hayata umutla bakmak istiyorum. Ahmet Kaya’nın ailesine çok teşekkür ediyorum. En kısa zamanda Kaya’nın ailesiyle tanışmak isterim” dedi.

Okumaya devam et