10 kişiden 9′unun ağzında bunlardan var

10 kişiden 9'unun ağzında bunlardan var

İSTANBUL – Prof. Dr. Kazazoğlu yaptığı açıklamada, diş çürükleri ve diş eti hastalıklarının hayat kalitesini etkilediğini, çürüklerin dolaylı olarak mide, kalp ve damar hastalıkları ile diş kaybından kaynaklı konuşma bozukluklarına yol açtığını bildirdi.

Çürüklerin besin tüketirken de vücudu etkilediğini ifade eden Kazazoğlu, “Doğru düzgün çiğnenmeyen lokmalar metabolizmamızı hızlı bir şekilde çalıştırarak midemizin gereğinden fazla asit üretmesine sebep olur. Dişler arasında bir çürük var ise mikroorganizmalar bu virüsler ile devamlı bir savaş halinde olur ve vücut direnci de gittikçe düşer. Normalde üşütmeyeceğimiz hafif bir rüzgarda, dişimiz çürük olduğu için hasta oluruz” diye konuştu.

Türkiye’de diş sağlığı istatistiklerinin kötü bir tablo ortaya koyduğunu dile getiren Kazazoğlu, “Türkiye’de yapılan araştırmalara göre, 10 kişiden 9′unun ağzında çürük var. Halkımızın düşüncesi, ‘Nasıl olsa 32 tane dişimiz var, biri çürür ise diğerini kullanırız’. Fakat çekilen dişin yerini, başka bir diş dolduramıyor bu da vücudumuzda fonksiyon eksikliğine yol açıyor. Ayrıca eksik diş nedeniyle çenede kayma ve konuşma bozuklukları ortaya çakıyor. Tedavi edilmeyen diş çürükleri ve diş eti yıpranmaları şiddetli gaz ve ülser gibi mide rahatsızlıklarına sebep oluyor. Öte yandan eksik dişten ötürü kayma yapacak olan çene, migren ve baş ağrıları da ortaya çıkarabiliyor” diye konuştu.

DİŞ BEYAZLATMA
Prof. Dr. Kazazoğlu, diş beyazlatma konusuna da değinerek, bu işlemin kişisel estetik konularında popülerlik taşıdığını ifade etti.

Kazazoğlu, şunları söyledi:
“Aynaya baktığınızda dişlerinizin renginin kötü olduğunu hissediyorsanız, gidin dişlerinizi beyazlatın. Ama diş beyazlatmak için bazı kriterler vardır. Zorunlu olarak diş beyazlatılması ilaç ve doğum lekelerinde yapılmalıdır. Yoksa dişiniz beyaz olduğu halde dişinizi beyazlattırıyorsanız, dişinize zarar veriyorsunuzdur. Dişleri beyazlatan ilaçların bir kısmı dişi çizerek beyazlatmakta ve dişleri yıpratmaktadır.”

Keyfi yapılan beyazlatmanın dişin organik yapısını bozduğunu da dile getiren Kazazoğlu, “Unutulmamalıdır ki, beyazlatma işlemi yapılmış bir diş öylece kalmaz, diş beyazlatması yapıldıktan sonra en az yılda bir kere tekrar bu işlemi uygulamak gerekir. Dişimizin sağlığı ve beyaz olması açısından yapılması gereken fırçalayıp bakteriyi uzaklaştırmaktır. Böylece artı bir işleme gerek kalmayacaktır” şeklinde konuştu.

Kazazoğlu, marketlerde dişleri beyazlatma amacıyla satılan ürünlerin gelişigüzel kullanıldığı zaman dişler ve diş etleri için tehlike oluşturduğuna da dikkati çekerek, bu tip ürünlerin diş hekimi kontrolünde kullanılması gerektiğini söyledi. (aa)

Okumaya devam et

Ahmet Kaya hayat vermeye devam ediyor

Ahmet Kaya hayat vermeye devam ediyor

İZMİR / AHT

Uşak’ta intihar girişimi sonrası hayatını kaybeden ve organları bağışlanarak yüzü, bacağı ve kolları iki kişiye nakledilen Ahmet Kay’nın (38) korneaları Denizlili Cem Dağ’a umut oldu.

Yaklaşık 2 hafta önce Uşak’ta trenin önüne atlayarak beyin ölümü gerçekleşen Ahmet Kaya’nın organları ailenin kararıyla bağışlandı. Kaya’nın yüzü 19 yaşındaki Uğur Acar’a nakledilerek Türkiye’de bir ilke imza atılırken kolları ve sağ bacağı 34 yaşındaki Atilla Kavdır’a takıldı. Kaya’nın korneaları ise Denizlili tekstil işçisi Cem Dağ’a umut oldu. Daha önce iki kez nakil olmasına rağmen uyum sorunu nedeniyle sağlığına kavuşamayan Dağ, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde Kaya’dan alınan kornealarla başarılı bir ameliyat geçirdi.

OKULUMU BİLE BIRAKMAK ZORUNDA KALDIM
Organlarını Kızılay’a bağışladığını ifade eden Dağ, “Herkes organ naklinin ne kadar önemli olduğunu anlamalı. Doğuştan görme rahatsızlığım bulunuyordu ve ancak yüzde 5 görebiliyordum. Çok zor zamanlar geçirdim. Tek başıma hiç bir şey yapamıyordum. Okulumu bile bırakmak zorunda kaldım. Bundan sonra sağlığıma kavuşarak hayata umutla bakmak istiyorum. Ahmet Kaya’nın ailesine çok teşekkür ediyorum. En kısa zamanda Kaya’nın ailesiyle tanışmak isterim” dedi.

Okumaya devam et

“Annem engelli, İstanbul özürlü”

“Annem engelli, İstanbul özürlü”

TOFD Genel Başkanı Ramazan Baş, sivil toplum kuruluşlarını ve duyarlı herkesi gördükleri engelleri fotoğraflamaya ve adresleriyle birlikte ihbar etmeye çağırdı.

Türkiye Omurilik Felçlileri Derneği(TOFD), Tuğba Çetinkaya’nın  “Annem engelli, İstanbul özürlü” sloganıyla trafik kazası sonucu omurilik felci olan annesi Semra Çetinkaya’nın İstanbul sokaklarında yaşadığı zorlukları fotoğraflayarak bloğunda anlatması sonucu “Burada engellendim” çalışmasını bir dava hareketine dönüştürdü.

TOFD’un öncülüğünde, Türkiye’de yaşanan erişilebilirlik sorunlarının deşifre edildiği ve 5378 Sayılı kanunun tanıdığı süre olan 7 Temmuz 2012 tarihine kadar bu sorunların ortadan kalkması için Türkiye genelinde mücadele ediliyor.

İstanbul başta olmak üzere, İzmir, Tunceli, Tokat, Afyon, Samsun, Muğla gibi çok sayıda ilden gelen fotoğraflarla; engelli otoparkı işgali, hatalı araç parkı gibi duyarsız davranışlardan, engellilerin erişimi için eksik olan mimari uygulamalara, kamu kurum ve kuruluşlarından özel şirket binalarına kadar engel oluşturan her yeri deşifre etmeyi amaçlayan www.buradaengellendim.com toplumsal farkındalık yaratmak adına, yayın hayatına başladı. Sitede bulunan Google Map uygulaması sayesinde fotoğrafı yüklenen engelli alanın adresi de belirtiliyor.

Mimari engellerin ortadan tamamen kaldırılması için sadece engellilerin değil tüm vatandaşların katkısına ihtiyaç duyduklarını dile getiren TOFD Genel Başkanı Ramazan Baş, sivil toplum kuruluşlarını ve duyarlı herkesi gördükleri engelleri fotoğraflamaya ve adresleriyle birlikte ihbar etmeye çağırdı.

Okumaya devam et

Çağımızın hastalığına 2200 yıl önce yakalandı!

Çağımızın hastalığına 2200 yıl önce yakalandı!

Kahire’deki Amerikan Üniversitesi profesörü Selime İkram, Portekiz’de ekibiyle birlikte 2 yıl boyunca inceledikleri, 40’lı yaşlarında ölen bir erkeğin mumyasında prostat kanseri teşhis ettiklerini söyledi.

İkram, bunun, prostat kanseriyle ilgili bilinen en eski ikinci vaka olduğunu ifade ederek, vakanın, kansere çevrenin değil, genlerin yol açtığı gösterdiğini savundu.

Selime İkram, “Eski zamanlarda yaşam koşulları çok farklıydı; işlenmiş gıdalar ya da çevre kirleticileri mevcut değildi. Bu da bizi hastalığın, mutlaka
sadece endüstriyel faktörlerle bağlantılı olmadığına inandırıyor” dedi.

AA

Okumaya devam et

Tıraşa başlıyor

Tıraşa başlıyor

Akdeniz Üniversitesi Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ömer Özkan, yüz nakli yapılan Uğur Acar’ın sakallarının belirgin hale geldiğini belirterek, ”Artık tıraş olması gerekecek. Ayhan Bey’in sakal tarzını beğendi, ondan yapacağını söyledi” dedi.

Türkiye’nin ilk yüz nakli ve Türkiye’nin ikinci çift kol nakli operasyonuyla ilgili olarak Akdeniz Üniversitesi Senato Salonu’nda düzenlenen basın toplantısında konuşan Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. İsrafil Kurtcephe, Türk hekimlerinin önemli işler başarabileceğini tüm dünyaya göstermiş olduğunu kaydetti.

Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün ”Beni Türk hekimlerine emanet edin” sözünü hatırlatan Kurtcephe, ”Ulu Önder Atatürk’ün ne kadar haklı ve doğru bir söz kullandığını bütün insanlığa göstermenin millet olarak mutluluğunu yaşadık. İnandığımız zaman her şeyi yapabileceğimizi gösterdik. Bu süreç Akdeniz Üniversitesini marka haline getirme süreci olarak yaşandı. Başarılarımız bundan sonra da devam edecektir” diye konuştu.

Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Abdullah Erdoğan da Akdeniz Üniversitesinin güzel bir başarıya imza attığını belirterek, üniversitelerin amaçlarının bu olduğunu söyledi.

Erdoğan, bu olayın sadece idarecilerin, işi yapan kişilerin değil tüm hastanenin ve ekibin başarısı olduğunu ifade etti.

TOP SAKAL İSTİYOR
Akdeniz Üniversitesi Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ömer Özkan da üniversitede başarılı çalışmalara imza atma yönünde bir misyon olduğunu, kendilerinin de bu misyonu devam ettirdiğini bildirdi.

Ülkenin verdiği imkanlarla operasyonu gerçekleştirdiklerini ifade eden Özkan, herkesten gerekli maddi ve manevi desteği aldıklarını söyledi.

Türkiye’nin en köklü ve iyi üniversitelerinden birinde hizmet verdiklerini belirten Özkan, organ nakli konusunda çığır açıldığını kaydetti.

Özkan, operasyonu 3 cerrahi ekibiyle başardıklarını ifade etti.

Prof. Dr. Özkan, yüz nakli yapılan Uğur Acar’ın sağlık durumunun iyi olduğunu belirterek, ”Yüz nakli olan hastamızda bugün 9′uncu günümüz. Oldukça iyi konumda. Onunla ilgili en ufak bir sorunumuz yok. İnşallah hafta sonu sizin karşınıza sunmayı planlıyoruz. Kendisi gayet motive, aslında şu anda bile sunulabilir. Ama bizim beklediğimizden daha ileriye gidiyor. Ağır ağır gitmeyi planlıyoruz” diye konuştu.

Uğur Acar’ın istediği zaman ayağa kalkabileceğini belirten Özkan, genel anlamda yürütme işlemini bugünden itibaren başlatabileceklerini söyledi.

Ani hareketler yapmaması ve damarlarla ilgili oynama olmaması için ağır davrandıklarını belirten Özkan, ”İlk 10 gün çok kritikti. Bugün 9′uncu günümüz. Yarın çok daha rahat olacaktır” dedi.

Acar’ın sakallarının da daha belirgin şekilde çıkmaya başladığını söyleyen Özkan, ”Artık tıraş olması gerekecek. Ayhan Bey’in sakal tarzını (top sakal) beğendi, ondan yapacağını söyledi. Hafta sonu karşınıza çıkar ve o zaman tıraş etmeyi planlıyoruz” diye konuştu.

”Şu anda yüz nakli için donör çıksa ne zaman ameliyat edersiniz” sorusu üzerine Özkan, ”Donör çıksa bir saat sonra ameliyata alırız” dedi.

ATİLLA KAVDIR HALA YOĞUN BAKIMDA
Çift kol nakli yapılan Atilla Kavdır’ın ise halen yoğun bakımda olduğunu söyleyen Ömer Özkan, Kavdır’ın sağlık durumunun iyiye gittiğini belirtti.

Özkan, şöyle konuştu:

”Yoğun bakımdaki her hastaya ‘kritik’ deriz biz. Hasta yoğun bakımdan çıkmadığı sürece hayati tehlikesi kalkmış diyemeyiz. Esasen yüz nakli olan hastamızın yoğun bakımdan çıkmasını 5′inci gün planlarken 2′nci gün çıktı. O da sürprizdi. Ancak ikinci gün ya da üçüncü gün çıkmasını planladığımız hastamız (Atilla Kavdır) henüz çıkamadı. Önemli olan yoğun bakımda gidişatta hiçbir zaman geriye gitmemektir. Atilla da şu ana kadar geriye gitmedi ama bir süre daha yoğun bakımda kalacak.”

Özkan, kollarla ilgili sorun olmadığını belirtti.

Atilla Kavdır’ın sağlığını tehdit etmemesi için bacağını almak zorunda kaldıklarını hatırlatan Özkan, şunları kaydetti:

”Bacağını kurtarmayı ön planda tutmadık. Bacağı hastanın genel durumunun bozulmasına neden oldu, zaten bu nedenle alındı. Ancak o günden bugüne bakıldığında sağlık durumu gayet iyi. Biz bir şekilde normal servise çıkarmadığımız sürece ‘tamam’ demeyeceğiz. Bu nedenle dünden daha iyiyiz ama hastanın yoğun bakımdaki kritik süreci devam ediyor. Ek sorunlar çıkmasın diye mücadele ediyoruz.”

“BUNDAN SONRAKİ HEDEF EĞİTİM”
Akdeniz Üniversitesi Prof. Dr. Tuncer Karpuzoğlu Organ Nakli Enstitüsü Müdürü Doç. Dr. Ayhan Dinçkan, Akdeniz Üniversitesinin 1982′de ilk böbrek nakli ile organ nakli hizmeti vermeye başladığını söyledi.

Üniversitenin son yıllarda yaptığı organ ve doku nakilleriyle önemli başarılara imza attığını kaydeden Dinçkan, bundan sonraki hedeflerinin de hizmet ve eğitim olduğunu bildirdi.

Anesteziyoloji ve Reanimasyon Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Atilla Ramazanoğlu da Atilla Kavdar’ın yoğun bakımda tedavisinin devam ettiğini, henüz kritik durumu atlatamadığını, bir süre daha yoğun bakımda kalacağını söyledi.

Rektör Danışmanı Prof. Dr. Tuncer Karpuzoğlu, 1982′de ilk böbrek naklini yaptıklarında gazetelerden birinin ”Çarşafı olmayan hastanede böbrek nakli yapıldı” diye başlık attığını kaydetti.

Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Oktay Dinç de bu başarının üniversiteyi getirdiği noktanın gurur verici olduğunu belirtti.

AA

Okumaya devam et

Soğuk hava kalbinizi vurmasın

Soğuk hava kalbinizi vurmasın

Konya Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hasan Gök, yurt genelinde etkisini gösteren kış şartlarında yemek yedikten sonra soğuğa karşı yürümenin göğüs ağrısını, tansiyon yükselmesini, anjinayı (kalp damar daralmasına veya spazmına bağlı göğüs ağrısı) tetiklediğini ve bunların da kalp krizine neden olduğunu bildirdi.

Özellikle sabahın erken saatinde dışarı çıkmak isteyenlere tedbirli olmaları uyarısında bulunan Gök, ”Vatandaşlarımıza, sabahları fazla yemek yemeden mutlaka yumurtayla, iç sıcaklığı artıracak süt, salep, bal veya şeker hastalığı olmayanlar için pekmez gibi kalori sağlayacak gıda aldıktan sonra dışarı çıkmasını tavsiye ediyoruz” dedi.

Tok karına kalbin oksijen ihtiyacının arttığını, kalp damarlarına giden kan miktarının azaldığını belirten Gök, ”Yemek yedikten sonra soğuğa karşı yürümek, göğüs ağrısını, tansiyon yükselmesini ve anjinayı tetikler, bunlar da kalp krizine sebep olur. Onun için gün geçmiyor ki bir davetten sonra göğüs ağrısıyla bir hasta gelmesin” diye konuştu.

Bilhassa aşırı kilolu olanlara ekmek miktarını azaltması tavsiyesinde bulunan Gök, tam buğday ekmeğinden bir dilim yemenin, şekeri azaltmanın, dengeli beslenmenin hayati öneme sahip olduğuna dikkati çekti.

Akşam yemeklerinin çok az ve hafif yenmesi gerektiğine dikkati çeken Gök, ”Kalp hastası olanlar ölçülü yemeli ve mutlaka süt ve yumurta gıdasını az da olsa almalı. Öğle ve akşam hafif yemeli, mutlaka düzenli egzersiz yapmalı. Yani günde yarım saat yürümeli ama kalp damar hastalığı olanlar, rüzgara karşı, soğuğa karşı, tok karına yürürse kalp krizi geçirirler” ifadelerini kullandı.

Dışarı çıkarken eldiven, bere ve boğazlı kazak kullanılmasının gerekli olduğunu anlatan Gök, şunları kaydetti:

”Soğuk, doğrudan kalbi besleyen koroner arterlerde (kalbi besleyen damarlar) spazm yapıyor. Kalp damarlarındaki darlıkların yırtılması kalp krizine neden oluyor. Bu da ani tansiyon yükselmelerine ve ani ölümle sonuçlanabiliyor. Aynı şekilde, organlarda, elimizde veya yüzümüzde soğuğun etkisiyle spazm oluşması da tansiyonda ani yükselmelere sebep olabiliyor. Bu da yine kalp krizini tetikleyen önemli bir rol üstleniyor. Kalp krizi geçiren hastaların yüzde 15-20′si hastaneye ulaşamadan yaşamını kaybedebiliyor.”

Kalp hastalığı olanların, ilaçlarını mutlaka almaları önerisinde bulunan Gök, şöyle devam etti:

”Sabahları artan sinir sistemindeki uyarılma, kanda hormonların artışına neden oluyor. Sabahın erken saatlerinden öğleye kadar vücudun doğal ritme uygun şekilde kan basıncı artıyor. Kandaki pıhtılaşmayı sağlayan etkenlerin yapışkanlık değeri artıyor, hormonlar artıyor, dolayısı ile kalp krizi, ani ölüm hipertansiyon kalp komplikasyonları sabah erken oluşuyor. O nedenle hastalara, sabahları ilaçlarını almalarını tavsiye ediyoruz.”

SİGARA SOĞUKTA DAHA DA ÖLDÜRÜCÜ OLUYOR
Sigaranın ciddi ve ölümcül bir problem olduğunu dile getiren Gök, ”Halkımız, soğuktan korunmak için bile sigara içiyor. Sigara tansiyonu zaten yükseltiyor, soğukta ona ilave edilince daha tehlikeli sonuçlar ortaya çıkıyor. Bu konuya çok duyarlı olmak lazım. Sigara koruyucu değil aksine öldürücü oluyor” dedi.

Gıdalar konusunda ”Sütte kanserojen maddesi var, etli mamullerde zararlı şeyler var” gibi değişik spekülasyonlar olduğunu savunan Gök, ”Günün her saatinde süt öneriyoruz. Sabahleyin sıcak bir süt veya akşamları yarım bardak sıcak bir süt içilmesini ısrarla tavsiye ediyoruz. Özellikle 40-45 yaşından sonra kemik erimesine engel olması için de süt öneriyoruz. Her şeyin zararlı etkisi olabilir ama ölçüyü kaçırmamak lazım. Sütte, koruyucu bir takım katkı maddelerinin olduğu ifade ediliyor, bu konuda Gıda Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlükleri veya sağlık kuruluşlarına çok önemli görevler düşüyor” diye konuştu.

 

Okumaya devam et

Gribi atlatamayanlara hızla iyileşme önerileri

Gribi atlatamayanlara hızla iyileşme önerileri

“Bir ay önce grip oldum ama öksürüğüm bir türlü geçmedi” , “Bu kez çok ağır grip oldum, ne yaptıysam geçmiyor”… Son dönemlerde en çok rastlanan, şikayetleri uzun süren ve arkasında inatçı öksürükler bırakan grip havaların soğuması ile hızla artış gösteriyor. Grip öncelikle belirtileri benzerlik gösteren hastalıklardan ayrılmalı ve doğru bir şekilde tedavi edilmelidir.

HABERİN DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ…

Okumaya devam et

Hayallerinin peşinden gidiyorlar

Hayallerinin peşinden gidiyorlar

Akdeniz Üniversitesi Prof. Dr. Tuncer Karpuzoğlu Organ Nakli Enstitüsü Müdürü Doç.Dr. Ayhan Dinçkan, ”Merkezin yeni hedefi ise vücuttaki tüm iç organları aynı anda nakletmek” dedi.

Dinçkan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, üniversite bünyesinde 1992 yılında kurulan merkezin, iki yıl önce enstitü haline geldiğini söyledi. Dinçkan, merkezin bugüne kadar imza attığı önemli başarılarla, ismini tıp dünyasına duyurduğunu kaydetti.

Dinçkan, hastane bünyesinde ilk böbrek naklinin 1982 yılında gerçekleştirildiğini, böbreğin yanı sıra karaciğer, pankreas ve kalp nakillerinin de rutin hizmet halini aldığını anlattı. Doç.Dr. Dinçkan, çift kol, yüz ve bacak nakilleri operasyonuyla da merkezin başarısını bir kez daha kanıtladığını vurguladı.

Dünya’da ilk defa yapılan rahim naklinin de Akdeniz Üniversitesi’nde gerçekleştirildiğini bildiren Dinçkan, ”Merkezin yeni hedefi ise vücuttaki tüm iç organları aynı anda nakletmek” dedi.

Doç.Dr.Ayhan Dinçkan, her türlü iç organ naklini başarılı yapan bir merkez olduklarını anlatarak, ”Dünyada hangi nakiller yapılıyorsa burada bunları da yapmaya aday olduk. Hayal ettiğiniz sürece beyin ve sinirler dışında vücuttaki her organın naklini yapabilirsiniz. Hayal etmek bitmediği sürece daha başka nakiller de düşünebilirsiniz, hayaller sınırlı değilse, organ naklinin de sınırı yoktur” dedi.

Dinçkan, dünyada gerçekleştirilen yüz naklinin sayısının 20 civarında olduğunu kaydetti. Yapılan deneysel ameliyatların ve ilklerin bilime hizmet ettiğini belirten Dinçkan, ”Yakın zaman sonra yüz nakli, çift kol naklinin de karaciğer, böbrek nakli gibi rutin bir hizmet haline dönüşecektir” diye konuştu. Dinçkan, dünyada çok nadir yapılan ya da hiç yapılmayan nakillerin, Akdeniz Üniversitesi’nde gerçekleştirilmesi yönünde çalışmaların devam edeceğini bildirdi.

HASTA ÇOK, ORGAN YOK
Organ nakli konusunda yapılan başarılı operasyonların organ bağışını da artırdığına işaret eden Enstitü Müdürü Doç. Dr. Dinçkan, vatandaşların daha duyarlı hale geldiğini bildirdi.

Organ bağışı konusunda Türkiye’nin birçok gelişmiş ülkenin gerisinde yer aldığını bildiren Dinçkan, sözlerini şöyle sürdürdü:

”Bir hasta ve bir organ bulduğumuzda kafamızdaki standart işlemleri gerçekleştiriyoruz. Esas problem, hasta çok organ yok. Organı nereden bulmamız gerekiyor, organı elbette ki kadavra dediğimiz beyin ölümü gerçekleşmiş yoğun bakım hastalarından temin etmemiz gerekiyor. Gelişmiş ülkelere baktığımızda bütün organ nakillerinin yüzde 70,i beyin ölümü gerçekleşmiş kadavra dediğimiz hastalardan elde edilen organları nakil etme yoluyla yapılıyor. Bizim gibi ülkelerde tam tersi durum söz konusu. Yüzde 70′i canlı vericilerden, yüzde 30′u ise kadavra vericilerden organ nakli yapıyoruz ki bu esasında hiç de tasvip edilen bir oran değil.”

Doç.Dr. Dinçkan, Türkiye’de tıbbi imkanların yetersiz olmadığını, yoğun bakım yataklarının yeterince bulunduğunu ifade etti. Beyin ölümü gerçekleşmiş hastanın da mevcut olduğunu ifade eden Dinçkan, tek sıkıntının, beyin ölümü gerçekleşmiş insanlardan organ bağışının yeterli düzeyde olmamasından kaynaklandığını bildirdi.

Son bir haftada organ nakli koordinatörlerine başvurarak organ bağış kartı alan kişilerin sayısında artış olduğunu anlatan Dinçkan, ancak kadavradan organ bağışının ise sınırlı olduğunu söyledi. Türk halkının çok duyarlı olduğunu ifade eden Dinçkan, ”Organ bağış kartı alan kişilerin sayısında ciddi bir artış var. Bu artış içinde yüzünü, kolunu, bacağını bağışlayanlarda önemli ölçüde artış var” dedi.

Dinçkan, Ahmet Kaya gibi örnekler çoğaldıkça insanların da organ bağışına duyarlılığının artacağını bildirdi.

ORGAN BAĞIŞI KARTI VASİYET OLUYOR
Akdeniz Üniversitesi Prof. Dr. Tuncer Karpuzoğlu Organ Nakli Enstitüsü Müdürü Doç. Dr. Dinçkan, bir insanın yaşarken organlarını bağışlayabileceğini ancak bunun bugünkü yasalara göre yeterli olmadığını kaydetti.

İnsanların organ nakli merkezlerine ya da Sağlık Bakanlığı hastanelerindeki koordinatörlerine başvurarak organlarını bağışlayabileceklerini dile getiren Dinçkan, şunları söyledi:

”Bir insan organ bağış kartı aldığında organlarını bağışlamış olmuyor, sadece ailesine vasiyet etmiş oluyor. Siz organlarınızı bağışladığınız zaman ‘ben organlarımı bağışladım, bu da benim bağış kartım’ dediğinizde siz organ donörü olduğunuzda yakınlarınızın bağışlamasını bir vasiyet bırakmış oluyorsunuz. Yani organ bağış kartı elde etmekle yoğun bakımda bir beyin ölümü gerçekleştiğinde organlarınız doğrudan bağışlanmış olmuyor. Ailenizden en az iki kişinin yasal olarak imzalı onayının alınması gerekiyor.”

AA

Okumaya devam et

Soğuklar öldürebilir

Soğuklar öldürebilir

Soğuğa maruz kalanlarda görülen acil durumlar içinde en önemlisi tüm vücudun etkilendiği hipotermi, yani vücut ısısının düşmeye başlamasıdır.

Hipoterminin oluşumunda bulunulan ortamın ısısının düşüklüğü yanında, rüzgârın şiddeti, kişinin vücudunun nemli olması, hareketsizlik, susuzluk veya açlık gibi enerji kaynaklarının yetersizliğinin de büyük önemi vardır.

YAZININ DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ…

 

 

 

Okumaya devam et

Hayat yarışı

Hayat yarışı

Samsun’da geçirdiği rahatsızlık sonucu kaldırıldığı Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Tıp Fakültesi Hastanesi’nde beyin ölümü gerçekleşen 29 yaşındaki Çiğdem Güven’in ailesi tarafından bağışlanan organları için adeta zamana karşı yarışıldı.

Geçirdiği rahatsızlık sonucu OMÜ Tıp Fakültesi Hastanesi’ne kaldırılan ve yapılan tetkiklerinde beyin kanaması geçirdiği belirlenen genç kadının yoğun bakım ünitesinde devam eden tedavisi sırasında beyin ölümü gerçekleşti. Ailesinin isteği üzerine organları bağışlanan Güven’in kalbinin Ankara’da bir hastaya nakli için harekete geçildi.

Sağlık Bakanlığı’na ait uçakla Samsun Çarşamba Havaalanı’na gelen uzman ekip, buradan ambulansla OMÜ Tıp Fakültesi Hastanesine gitti. Gerçekleştirilen başarılı operasyonun ardından alınan kalp, zamana karşı yarışan ekiplerin gayretleriyle ambulans eşliğinde Samsun Çarşamba Havaalanı’na götürüldü. Ekipler tarafından uçağa alınan kalp, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’ndeki bir hastaya nakledilmek üzere yola çıktı.

Bu arada Güven’in böbreğinin birinin Samsun’da, diğerinin ise İzmir’de, karaciğerinin de Erzurum’da naklinin gerçekleştirileceği öğrenildi.

Genç kadının annesi Türkan Salur, geçirdiği beyin kanaması sonucu bir süredir yoğun bakım ünitesinde bulunan kızının beyin ölümünün gerçekleşmesi sonrasında organlarının bağışlanmasına karar verdiklerini söyledi.

Kızının yaşamını yitirmesinden dolayı son derece üzgün olduğunu ifade eden anne Salur, ”Kızımın organlarıyla başka hayatların can bulacağını düşündüğümde acım biraz olsun hafifliyor” diye konuştu.

AA

Okumaya devam et