
Yeni Şafak gazetesinden Murat Aksoy’un sorularını yanıtlayan Uras, CHP’nin Ergenekon’a biat ettiği için değişemeyeceğini ileri sürdü.
ÖDP eski Genel Başkanı Ufuk Uras Kürt sorununun çözümünde BDP’nin açılım yapıp koçbaşı olma zamanın geldiğini söyledi. CHP’yi garnizon solu olarak tanımlayan Uras, böyle bir partinin dönüşmesinin zor olduğunu söyledi. Uras, “Dönüşüm, Mehmet Haberal ile, Oktay Ekşi ile, Sinan Aygün ile olmaz. Ergenekon siyasetine biat etmiş CHP’nin dönüşmesi zor” dedi.
mak istemediğini gösteren bir irade olmalıdır. Aslında MİT krizi ile AK Parti, “Ben Kürt sorununu hâlâ konuşarak çözmek istiyorum” mesajını vermiş de olabilir. Bence hükümetin adım atma ihtimaline paralel, karşı bir adım atılması değerlendirilmelidir.
Kim atacak bu adımı?
Bu adımı atması gereken şu anda Meclis’te grubu bulunan BDP’dir. Bugüne kadar, öyle ya da böyle oynayamadıkları siyasi rolü artık oynamalı ve sorununun çözümünde koçbaşı olmaları gerekiyor. AK Parti ve BDP asgari müştereklerde yan yana gelmeden çözüm zor. İkincisi de çözüm isteyenlerin siyasi risk alması gerekiyor. Tek başına AK Parti’ye karşı olmak, çözüm istemek değildir.
AÇILIM SIRASI BDP’DE
Geçen gün Aysel Tuğluk bir yazı yazdı. Ben o yazıyı okuyunca, BDP’nin her şeyin farkında olduğunu hissettim. Ve kendime şu soruyu sordum; Böyle bir siyasi okumanın gerektirdiği siyasi adımı neden atmıyorlar?
Evet henüz atılmıyor ama atmalılar. Bence bu konuda AK Parti’nin de önemli bir sorumluluğu var. AK Parti tüm Türkiye’de yüzde 50 oy alan bir parti. Bölgede BDP’yi kendine siyasi rakip olarak görmesine gerek yok tam tersine siyasi partner, çözüm partneri olarak görmesi gerek. Elbette bunun için de BDP’nin daha çok aktüel siyasete sarılması ve açılım yapması gerekiyor. Onların da tam yapamadıkları o.
CHP ‘GARNİZON SOLU’
Türk solunun geleceğine nasıl bakıyorsunuz?
Sol, Türkiye’de güzel sözler söyleyen ama siyaset yapamayan bir hareket. Politik perspektif yetmiyor, sıcak gelişmeler karşısında aktüel eylem planınız yoksa sahip olduğunuz bu perspektifin anlamı yok. Ettiğiniz doğru sözler eğer siyaseten bir karşılığını bulmuyorsa steril cümleler olarak kalıyor. Mesela Irak’ın işgalinde biz de “ne SAM ne Saddam” dedik. Bu tek başına doğru bir cümle ama siyasi karşılığı o coğrafyada yoktu ne yazık ki. Özgürlükçü solun en büyük eksiği de bu oldu. Sadece doğru sloganların, siyaset olduğunu zannettik hata ettik. Prospektüs okumakla hasta iyileşmiyor.
Sol için umut var mı, kurtulabilir mi?
Kısa dönemde bu mümkün değil. Biz sadece fotoğraf çekiyoruz ama değiştiremiyoruz. Şu anda EDP ile Yeşiller arasında bir ortak çalışma var. Bu iki partinin birlikteliği bir umut yaratabilir. Ama solun değişimi ve büyümesi ancak orta vadeli bir perspektifle mümkün. AK Parti 28 Şubat’tan ders çıkaran İslami hareketin partisi oldu ve büyüdü. Ancak ne yazık ki, özgürlükçü sol 28 Şubat’tan gerekli dersi çıkaramadık. Otoriterlikten, özgürlükçü siyasete geçemedik. Bugün de o eksikliği yaşıyoruz.
CHP’yi solun neresinde görüyorsunuz?
1930′larda Lasswell, Garnizon Devlet kavramını geliştirdi. Türkiye Cumhuriyeti bir tür garnizon devletidir. O devletin sağı, garnizon sağı, solu da garnizon soludur. CHP de, bu hali evrensel bir sol parti değil, garnizon solu partisi. Sorun bu garnizon solu partisinin demokratikleşip demokratikleşemeyeceğidir, başçavuşunun kim olacağı değil.
Kemal Kılıçdaroğlu bunu başarabilir mi?
İzleyebildiğim kadarıyla niyet ve çabası var: Ama bu sonuç verir mi, emin değilim. Kılıçdaroğlu’nun başarılı olmasının şansı, partiyi İttihatçı gelenekten kurtarıp, özgürlükçü bir partiye dönüştürmesinde, oraya açılabilmesinde. Bu da ne yazık ki, mevcut Meclis grubu ile zor görünüyor. Bakıyorsunuz bütün kritik konularda verdiği cevap şu: “Arkadaşlar konu üzerinde çalışıyor”. Ne çalışmaymış ki, iki yıla yakındır bitmiyor.
Neden zor?
Bu dönüşüm, Mehmet Haberal ile, Oktay Ekşi ile, Sinan Aygün ile olmaz. Ergenekon siyasetine biat etmiş CHP’nin dönüşmesi zor olduğu için. Gerçi Ergenekon siyasetine biat etmeseydi, genel başkan olabilir miydi, o da ayrı bir soru ama. Ergenekoncu hat üzerinden AK Parti’ye alternatif bir siyaset çıkmaz. CHP’de daha önemli mesele şu. CHP’de yapılan kongreler fikri bir tartışmaya, zihinsel bir farklılaşmaya mı dayanıyor, hayır. Muharrem İnce’nin CHP ile ilgili çok önemli tespiti var: Diyor ki, “CHP dilekçe ve pulla kurulan bir parti değildir.” Bu CHP açısından tarihi bir saptamadır ve CHP gerçeğidir. Yani bizi, sivil yapılarla bir tutmayın, biz devlet dairesiyiz diyor, tabii aynı zamanda demokrasi açısından çok talihsiz bir açıklamadır.
‘Yeni’ değil ‘geçiş’ anayasası da olabilir
Galiba iş dönüp dolaşıp yeni anayasaya kilitleniyor. Umutlu musunuz siz?
Haklısınız… Kürt sorununda da, başka yapısal sorunlarda da iş dönüp dolaşıp yeni bir anayasaya geliyor. Özgürlükçü, anayasal vatandaşlığı esas alan, etnik vurgulardan arındırılmış, farklılığı zenginliğimiz olarak gören bir anayasaya. Bence yeni anayasada süreç beklenenin aksine hızlı ilerlerse, Kürt sorununun çözümünde de önemli katkısı olacaktır. Çünkü Türkiye’nin yeni bir anayasayı konuştuğu, eski rejimi tasfiye ettiği bir dönemde artan şiddet, bu sürecin sekteye uğramasına yol açar ki, buna en başta Kürtler karşı çıkar.
Bu sefer olacak mı yeni bir anayasamız?
Bence şöyle başlayalım. Bunun bir süreç olduğunu ve hedefin yeni bir anayasa olduğunu unutmamak gerekiyor. Bu sürecin sonunda belki maksimalist bir yeni anayasa olmayabilir ama bence demokrasi ve özgürlükleri artıracak değişliklik de eskisinden daha olumludur. Elbette hedef yeni anayasa ama yeni anayasa bütünüyle olmadı diye, olabilecek her değişikliğe karşı çıkmak da haksızlık olur.
Yani…
Ben bu sürecin bir geçiş anayasası ile sonuçlanacağını düşünüyorum. CHP geçtiğimiz dönem uzlaşma komisyonuna katılmayarak büyük bir hata yaptı. Ancak bu dönem uzlaşma komisyonu kuruldu bu çok güzel ama. Bence uzlaşma komisyonuna gelenler, yeni anayasa konusunda ne kadar bagajsız ondan emin olamıyorum. Yani toplumun büyük bir kısmı anayasa istiyor diye zorunlu olarak komisyondalar ve masadan kalkmanın maliyetini göz alamıyorlar ama bence içten içi de masadan kalkmanın ya da takos koymanın hesabını yapıyorlar. Bence toplum yeni anayasa konusunda hemfikir ama bazı siyasi partilerin mesafeli olduklarını düşünüyorum. Aldığım duyumlar ilk fırsatta masayı terk edecekleri şeklinde. Ama terk edenin de siyasi olarak kaybedebileceği şeyler var. 2014 seçiminde faturayı yeni anayasa masasını terk eden öder.
MASADA KALIP TAKOZ KOYMAK OLMAZ
Masada kalanlar bir anayasa yapacak o zaman…
Evet. Uzlaşma komisyonu ya da Meclis. Sonuçta bir değişiklik üzerinde uzlaşacaklar. Bu belki tümüyle yeni bir anayasa olmayacak ama bir değişiklik mutlaka olacak. Yani mevcut anayasada biraz daha değişecek. Ki, bence 1982 Anayasası’ndaki her değişiklik bence çok önemli. Sonuçta anayasamız öyle ya da böyle değişecek. Belki bir geçiş dönemi anayasamız olacak. Ve bu Mecliste uzlaşanların anayasası olacak. Referanduma bile gidebilir ama değişiklik mutlaka olacak. Bazı siyasi yapıların masadan kalkmayalım ama kritik konularda sürece takoz koyalım yönünde karar aldıklarını duyuyorum. Umarım bu doğru değildir.
Hangi konular sorun olur?
Yeni anayasada en sorunlu alanlar, vatandaşlık, kimlik tanımı. Anadil/le eğitim konusu. Sanırım bu iki alanda partilerin uzlaşmaları zor görünüyor. Eğer bu konularda devlet politikası esnerse devlet partilerinde de bir esneme olabilir.
AK Parti ile devlet arasında bir ayrım yapıyor musunuz?
Bence flu noktalar olduğu çok açık. MİT krizi bunun örneğidir.
ÇÖZÜM İÇİN BDP ‘KOÇBAŞI’ OLMALI
AK Parti ne yapmalı bu süreci yeniden hızlandırmak için?
AK Parti, süreci iyi değerlendirirse çözümün en güçlü aktörü olabilir hala. AK Parti’nin bugün yapması gerekenler çözüm iradesine sahip çıktığını daha açık ifade etmesi ve bazı siyasi adımlar atması. Bu TCK’da, TMK’da bazı değişiklikler olabilir. Anayasa uzlaşma komisyonunda anadil konusunda açık bir tutum vs. Mesela KCK konusunda yapılmak istenen nedir, anlayabilmiş değilim. Bir partinin neredeyse tüm siyasi kadrosunu tutuklu yargılamak bence sorunludur. Hükümet bu yönde de, sahiden ne oldu diye sormalıdır. Bu yöndeki bazı adımlar, AK Parti’yi asla küçültmez tersine çözüm iradesine bir kez daha sahip çıktığı için güçlenmesine yol açar. Mesela Nedim Şener ve Ahmet Şık’ın tahliyesi bu yönde çok olumlu bir adımdır. Bu kararı yargı verse de, siyasi sorumlu hükümet olduğu için önemlidir. Bugünlerde atılacak adımlar, Nevruz öncesi ortamın yumuşaması açısından da önemlidir. Ama bir bakıyorsunuz ki İstanbul örneğinde olduğu gibi yasakçı ve gerginliği artıran bir hattan hala medet umulabiliyor.
Sadece Kürt sorunu konusunda değil, her konuda herkes hükümetten adım bekliyor. Bu hükümet üzerinde ağır bir yük olmuyor mu?
Bunu hükümet olmanın bedeli olarak kabul edelim. Tabii, hükümeti daha demokratik adımlar atmaya zorlayacak bir muhalefet olsa idi daha başka olurdu. Bu da Türkiye’nin şanssızlığı diyelim. Ama bence siyaset dans gibidir. Uygun adımları bir senkronizasyon içinde atmalısınız. Galiba iktidarıyla, muhalefetiyle yapamadığı da bu. AK Parti’yi bu sürece zorlamak gerekiyor. Bu aşamada başta Meclis Başkanı olmak üzere Meclis’teki siyasi partilerin siyasi risk almaları gerekiyor. Kimsenin artık gerginliklerden medet umma lüksü yoktur.
ÇÖZÜM İÇİN RİSK ALMAK GEREK
BDP de buna dahil mi?
Tabii. Belki de özellikle BDP siyasi risk almalı. Sonuçta kaybedecek ne var. Siyasiler elini taşın altına koyarsa, onlarca, yüzlerce, binlerce gencin ölmesine engel olabilirler. Yukarıda söyledim, bu aşamadan sonra Kürt sorununun çözümünde BDP, siyasi koçbaşı olmak durumundadır. Başka da şansları yoktur. Artık onların da risk almaları gerekiyor ve bu risk küçük cemaatleri kızdırsa dahi almak zorunda oldukları bir sorumluluktur. Genel olarak muhalefet şundan vazgeçmelidir; AK Parti’ye yaradıkları düşünülen her şeye ya da AK Parti’nin önerdiği her şeye, ona yarıyor diye karşı çıkmak siyaset değildir, genelde toplumsal faydayı esas almak gerekiyor. Yoksa varolan iktidara yarıyor diye, bugün hâlâ idam cezasının sürmesi gerekirdi.
Okumaya devam et →