O polis terfi etti

O polis terfi etti

Radikal gazetesinden İsmail Saymaz’ın haberine göre; Hrant Dink cinayetiyle ilgili Devlet Denetleme Kurulu (DDK) raporunda da eleştirilen ‘bayraklı hatıra fotoğrafı’nı çektiren polisin ceza alması bir yana hızla terfi ettiği ortaya çıktı. O fotoğraftan sonra dönemin Asayiş Şube Müdürü Yakup Kurtaran ilk Amasya’ya ardından da trafik tescil şubesinde görevli olarak Malatya’ya tayin edildi. Kısa süre trafik tescilde çalıştıktan sonra da kariyeri hızla yükseldi. Önce komiser ardından ikinci sınıf komiserliğe nihayetinde bu yıl da Malatya Emniyet Müdür Yardımcılığı’na getirildi.

TÜRK BAYRAĞI İLE FOTOĞRAF

Ogün Samast’ın, 20 Ocak 2007′de Samsun’da bir otobüste yakalanıp getirildiği Terörle Mücadele Şubesi’nin çay ocağında elinde Türk bayrağı ile fotoğrafı çekildi. Fotoğrafta yanında eski Samsun Asayiş Şube Müdürü Yakup Kurtaran ile bir de asker duruyordu. O fotoğraf Dink davasının da simgesi haline geldi.

4. SINIFTI, HIZLA YÜKSELDİ

Radikal gazetesinin haberine göre, fotoğrafın ortaya çıkması üzerine Yakup Kurtaran ve bir grup polis görevlisi 5 Şubat 2007′de açığa alındı. Polis müfettişleri, yaptıkları araştırma sonunda, Kurtaran için 16 aylık kıdem durdurma cezası verilmesini önerdi. Buna karşın 1 gün maaş kesim cezası verildi. Kurtaran bu cezayı Samsun 1. İdare Mahkemesi’ne götürüp iptal ettirdi. Hakkında dava açılmasına gerek duyulmayan Kurtaran, önce Amasya’ya, kısa bir süre sonra da Malatya’ya Trafik Tescil Şube Müdürlüğü’ne atandı. Kurtaran, daha sonra da pasaport işlerinden sorumlu oldu. O resmi çektirdiği dönemde dördüncü sınıf müdür olan Kurtaran, beş yılın ardından ikinci sınıfa terfi etti ve bu yıl da Malatya Emniyet Müdür Yardımcılığı’na getirildi.

O gün Samast’la birlikte resim çektirmek için birbirleriyle yarışan kamu görevlileri beraat edip terfi alırken bu görüntüleri basına veren, kimliği belirsiz kişi veya kişiler hakkında, ‘fotoğraf ve kamera görüntülerinin görsel ve yazılı basında yer alması suretiyle soruşturmanın gizliliğini ihlal’ iddiasıyla halen 2007/9251 numaralı bir soruşturma dosyasının bulunduğu da ortaya çıktı. DDK raporuna göre, bu dosyanın 21 Mayıs 2015′e kadar zaman aşımı süresinin olduğu ve ‘o tarihe kadar evrakın daimi aramaya alındığı’ belirtiliyor. Öte yandan, ‘Bayrak Davası’na ilişkin yalnızca iki polise dava açılmış, onlar da beraat etmişlerdi.

Konuyla ilgili Kurtaran ise bir açıklama yapmadı.

DDK FOTOĞRAF İÇİN NE DEDİ?

“Esasen, Hrant Dink’i hedef haline getiren ve Hrant Dink’i öldüren kişinin eline bayrak vererek resim çektiren marjinal anlayışların ortaya çıkmasına yol açan bazı paradigmalarla yüzleşilmesi; bu tür ortamlardan beslenerek varlığını devam ettiren ve bazı kamu görevlilerinin de dahil olduğu hukuk dışı oluşumlarla ilgili mücadelenin sürdürülebilmesi ve ‘demokratik devlet’ olgusunun hayata geçirilmesine yönelik son yıllarda ortaya konulan çaba ve gayretlerin güçlendirilmesi açısından, bundan böyle benzeri durumlarda kamu görevlilerinin yargılanmasında izlenmesi gereken yöntem ile ilgili hususların, bu şekilde algılanması ve uygulanması gerekli görülmektedir.”

Okumaya devam et

YÖK tek oy alan ismi Köşk listesine koydu

YÖK tek oy alan ismi Köşk listesine koydu

Giresun Üniversitesi’nde, YÖK Genel Kurulu, en fazla oy alanları liste dışı bırakıp 1 oy alan adayı Cumhurbaşkanı’na sunulacak listeye koydu. Prof. Dr. Murat Teker, ‘Oy önemli değil. Demek ki kariyerim etkili oldu’ dedi

Akşam’dan Gürkan Ata’nın haberine göre, Giresun Üniversitesi’nde rektörlük seçimi yılan hikayesine döndü. 2007′de kurulan üniversitede rektör Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, 1 Haziran 2010′da emekliye ayrıldıktan sonra koltuk bir türlü dolmadı. Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı, Prof. Halil İbrahim Bahar’ı Rektör Vekili olarak görevlendirdi, 18 Haziran 2010′da da rektörlük seçimi kararı aldı. Seçimde Bahar 31, Prof. Dr. Mustafa Türkmen 29, Prof. Dr. Aygün Attar 21, Prof. Dr. Ayhan Bölük 4, Prof. Dr. Yılmaz Can 2, Prof. Dr. Murat Teker ise 1 oy aldı.
1 Temmuz 2010′da toplanan YÖK Genel Kurulu, seçimde en fazla oyu alan Bahar ile ikinci olan Türkmen’i eledi, seçimde üçüncü olan Attar’ı listebaşı yaptı. Bölük ikinci ve Can ise üçüncü sıraya yerleştirildi ancak hazırlanan liste, Can’ın istifası nedeniyle Cumhurbaşkanlığı’na sunulamadı.

1 OY ALAN LİSTEYE ALINDI

Bu gelişmelerin ardından Rektör Vekili Bahar görevinden alındı, yerine atanan Karadeniz Teknik Üniversitesi Rektör Başdanışmanı Prof. Dr. Ersan Bocutoğlu da aynı akıbete uğradı. Onun yerine de Cumhurbaşkanlığı’na sunulacak listeden istifa eden Prof. Dr. Can, 6′şar aylık görevlendirme ile 3 kez Rektör Vekili olarak atandı. Seçimin yenilenmesi isteği, ‘Her çekilmenin ardından seçimin yenilenmesi, rektör seçimi işlemini uzun süreçlere yayar’ gerekçesiyle Ankara 4. İdare Mahkemesi’nden döndü. Mahkeme ilk 6 aday arasından yeni bir adayın listeye konulmasını istedi. YÖK Genel Kurulu, son aldığı kararla Cumhurbaşkanlığı’na sunulacak listeden istifa eden Can’ın yerine seçimlerde sadece 1 oy alarak son sırada yer alan Sakarya Üniversitesi Öğretim Üyesi Teker’in üçüncü aday olarak Cumhurbaşkanlığı’na sunmaya karar verdi.

NORMAL ÇÜNKÜ BENİ TANIMIYORLAR

YÖK’ün 1 oylu adayı, Sakarya Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü Fizikokimya Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Murat Teker, AKŞAM’a şöyle konuştu: ‘Üniversitenin bu kadar yıpranması doğru değil. Kim seçilirse seçilsin, önemli olan hizmettir. Memleketime hizmet etmek istiyorum. 1 oy almam doğal çünkü orada beni tanımıyorlar, akademisyenler tabii tanıdıklarına oy verecekler. Ben seçim çalışması yapamazdım, onların avantajı vardı. Seçim sonuçlarını bu şartlarda değerlendirmek gerekir. 1 oyla 100 oyun farkı yok.’

Cumhurbaşkanlığı’na sunulacak olan listeye alınmasına çok sevindiğini kaydeden 55 yaşındaki Teker, ‘Benim öğretim hayatım, kariyerim, projelerimdir önemli olan. Cumhurbaşkanı kimi layık görürse, ona destek olmak gerekir. Bundan sonrası için tabii her aday kadar umudum var. Görev verilirse faydalı olacağıma inanıyorum. İyi hizmet yapıp, ayrılırken herkesin hayır duasını almak çok önemli’ ifadelerini kullandı.

Okumaya devam et

Shakira Kürtçe şarkı söyleyecek

Shakira Kürtçe şarkı söyleyecek

Dünyaca ünlü şarkıcı Shakira, Halepçe Katliamı’nı kınamak için albümünde 2 Kürtçe şarkıya yer verecek. Halepçe ve kanlı operasyonun adı Enfal’i protesto amacıyla düzenlenen şarkıları Shakira ve Kürt sanatçı Hemin Xalid Kürtçe, İngilizce ve İspanyolca okuyacak. Saddam yönetiminin Enfal adını verdiği kanlı operasyonda kimyasal gaz kullanılmış ve binlerce Kürt katledilmişti.

HEMİN XALİD DÜET YAPACAK

Kimyasal gazların en etkili olduğu yerlerden biri olan Halepçe dünyaya yürek burkan fotoğraflarla yansımıştı. Erbil ajanslarına düşen habere göre aslen Lübnanlı olan Shakira Kürtler arasında Doşke ismiyle tanınan ve Amerika’da yaşayan Hemin Xalid ile düet yapacak. Xalid, Kürtler’e karşı yapılan katliamları kınamak için Shakira’nın düeti kabul ettiğini söyledi.

THIS TIME FOR KURDİSTAN

Xalid, Halepçe üzerine seslendirecekleri Kürtçe parçanın isminin “Helepçe’y” Gul”, Enfal üzerine seslendirecekleri parçanın İngilizcesinin ise “This Time For Kurdistan” olduğunu açıkladı. Irak Kürtleri’nin yaşadığı trajedileri ele alan eserler Kürtçe, İngilizce ve İspanyolca okunacak.

HALEPÇE’DE NE OLMUŞTU?

1987-1988 yıllarında yüz binlerce Kürt’ün ülkenin kuzeyine doğru sürülmesi, evlerinden atılması kampanyasına Irak yönetimi Enfal adını vermişti. Katliamda, Saddam yönetiminin topçu birlikleri, hava saldırısı, kimyasal gaz kullanarak 180 binden fazla Kürt’ün ölümüne sebep olmuştu. 16 Mart 1988’deki Enfal operasyonunda, Irak’ın kuzeyindeki Halepçe kenti savaş uçakları tarafından 3 gün boyunca kimyasal gazlarla bombalanmış ve resmi rakamlara göre 5 bin sivil zehirlenerek ölürken, 7 bini aşkın kişi sakat kalmıştı. 1 milyondan fazla kişi de Türkiye ve İran’a sığınmıştı.

Okumaya devam et

Stratfor hazırladı: Cemaatçileri tanıma rehberi

Stratfor hazırladı: Cemaatçileri tanıma rehberi

Stratfor’un Türkiye analisti, “Washington’da yaşayan son derece bilgili ve iyi bağlantılara sahip biri” diye tanımladığı başka bir Türk kaynağına Gülen cemaatiyle ilgili sorular sormuş. Taraf gazetesi de bu haberi sürmanşetinden verdi.

VİSKİ İÇERKEN AKP’Yİ YERDEN YERE VURAN BİRİ, GÜLENCİ OLABİLİR

Kaynağının cemaat üyesi ailelerin ‘uyuyan hücreler’ gibi hareket ettiğini doğruladığını söyleyen Bhalla “Kadınların modern, başörtüsü takmadığı, erkeklerin içki içmeye, Rus hayat kadınlarını görmeye gidebildiği, çocukların laik büyüdüğü, asker çocuklarıyla sosyalleştiği bir aile düşünün. [...] Kısaca, kiminle konuştuğunuzu anlamanız çok zor. Viski içerken AKP’yi yerden yere vuran biriyle oturabilirsiniz ve o kişi muhafazakar bir Gülenci olabilir” diye yazmış. Bhalla, sohbetlerinde birinin cemaat üyesi olduğunu anlamak için nelere dikkat edilmesi gerektiği üzerine kaynağının anlattıklarını da 20 Şubat 2010′daki bir yazışmada şöyle aktarıyor:

» “Gülenciler Gülen hareketinden Gülen diye değil, Hocaefendi diye söz ediyor. Gülen karşıtları ise Gülen, veya daha da kötüsü liderlerinin ismi Fethullah ile hitap ediyor”.

» “Konuştuğunuz kişinin telefon kullanımı konusunda ne derece paranoyak olduğuna bakın. Eğer bir toplantıda telefonun pilini içinde bırakırlarsa Gülenci olabilirler, yani konuşmaktan çekinmiyorlardır. Eğer paranoyakça davranıyorlarsa, telefonlarını parçalara ayırıyorlarsa telefonlarını girişte emanete bırakıyorlarsa (bu anlaşılan Türkiye’de çok yaygın olmaya başlamış), o zaman bu kişiler Gülen/polis gözetiminden korkuyorlar demek”.

YÜZÜĞÜN METALİNE DİKKAT EDİN

» “Bir erkekle konuşurken, yüzüğünün metaline dikkat edin. Muhafazakar İslamcılar altın takmaz ve bunun yerine gümüş kullanır. Türkiye’de dini açından altından gümüşe veya tam tersi bir değişim yapmak son derece sembolik”.

» “Gülenciler kuruluşları için kozmos veya evrene ilişkin başka isimler – uzayla, samanyoluyla, zamanla, barış ve harmoniyle ilgili ne varsa – kullanmaya bayılıyorlar”

HOCA EFENDİ AMERİKALILARI KEMALİZMDEN DAHA ÇOK ETKİLEMİŞ

Türkiye ve Ortadoğu uzmanı Reva Bhalla, Gülen cemaati hakkında daha fazla bilgi edinmek için Washington’da da bir dizi görüşmeler yapmış. Bhalla 21 Mart 2010 tarihli yazışmasında “10 yıl boyunca muhafazakar bir Gülenci olan ancak birkaç yıl önce ABD’ye yerleşerek hareketten kaçan” bir kaynağıyla yemekte bir araya gelmiş. Bhalla, hassas askerî konularla ilgili çok şey bildiği için Gülen hareketinin karşısına almaktan çekindiğini söylediği kaynağını şöyle tanımlıyor: “Konuştuğumda bir hayli paranoyak davranıyor, ancak hareketten ‘serbest kaldığı’ için artık şarap içiyor ve bir süre sonra rahatlayabiliyor.”

Bhalla, Amerika’da uzun süredir yaşayan kaynağın, diplomatların Gülen cemaatine yönelik olumlu tavrı ile ilgili anlattıklarını ise şöyle aktarıyor:

“Gülen modeli açık bir şekilde çok başarılı. ABD’li diplomatlar bile bunun giderek daha fazla etkisi altında kalıyor. Kemalist modelin Türkiye’yi Batı’yla daha fazla yakınlaştırmak konusunda başarısız olduğunu, fakat Gülen’in ticari ve diplomatik çabalarıyla bunu başardığını söylüyor.”

ESKİSİ KADAR AKTİF DEĞİL

Kaynak Bhalla’ya Fethullah Gülen’in şeker hastası olması nedeniyle hareket içinde eskisi kadar aktif olmadığını, cemaatin çoğu ABD’de yaşayan 12 kişilik bir akil adamlar grubu oluşturduğunu da anlatmış. Bhalla ayrıca kaynağının da tıpkı kendisi gibi Gülen okullarının veri tabanını hazırlamaya çalıştığını, ancak çabalarının boşa gittiğini belirtiyor: “Ona da bize verdikleri aynı cevabı vermişler – eğitim çabalarının merkezî olmadığı bu yüzden de iyi bir veri tabanları bulunmadığı. [...] Listeyi çok gizli tutuyorlar.”

Okumaya devam et

Ahmet Şık’ın cezaevi çıkışındaki sözlerine soruşturma

Ahmet Şık'ın cezaevi çıkışındaki sözlerine soruşturma

Geçtiğimiz hafta yargılandığı Odatv davasında tahliye olan Ahmet Şık, hakkında cezaevi çıkışında söylediği “Bu komployu kuran, yürüten polisler, savcılar ve hâkimler bu cezaevine girecek. Onlar buraya girdiğinde adalet gelecek” sözleri nedeniyle soruşturma açıldı.

GEREKÇE HEDEF GÖSTERME VE TEHDİT

Oda TV davasının 12 Mart’ta yapılan İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki son duruşmasında tahliye olan gazeteci Ahmet Şık hakkında Silivri Cezaevi çıkışında hâkim ve savcılara yönelik sözleri nedeniyle soruşturma başlatıldı. Özel Yetkili İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca başlatılan soruşturma kapsamında Savcı Muammer Akkaş’ın İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nden Şık’ın cezaevi çıkışındaki sözlerinin yer aldığı görüntüleri istediği öğrenildi. Sabah gazetesinin haberine göre, hâkim ve savcıları terör örgütlerine hedef göstermek ve tehdit etmek suçlaması ile başlatılan soruşturma kapsamında Şık’ın önümüzdeki günlerde ifadeye çağırılacağı kaydedildi.

ÇIKIŞTA NE DEMİŞTİ?

Şık, cezaevi çıkışında gazetecilere yaptığı açıklamada “Eksik kalmış adalet, hukuk ve demokrasi getirmeyecek. Sadece benim davamda 5 tutuklu var, 100 civarında gazeteci hâlâ içeride. İfade özgürlüğü meselesi sadece gazetecilerin sorunu değil. 600 civarında öğrenci var. Bunun mücadelesine devam edeceğiz. Bu komployu kuran, yürüten polisler, savcılar ve hâkimler bu cezaevine girecek. Onlar buraya girdiğinde adalet gelecek. O cemaat bağlantılı, o çete bağlantılı adamlar buraya girecek” demişti.

Okumaya devam et

Ufuk Uras: CHP garnizon solu

Ufuk Uras: CHP garnizon solu

Yeni Şafak gazetesinden Murat Aksoy’un sorularını yanıtlayan Uras, CHP’nin Ergenekon’a biat ettiği için değişemeyeceğini ileri sürdü.

ÖDP eski Genel Başkanı Ufuk Uras Kürt sorununun çözümünde BDP’nin açılım yapıp koçbaşı olma zamanın geldiğini söyledi. CHP’yi garnizon solu olarak tanımlayan Uras, böyle bir partinin dönüşmesinin zor olduğunu söyledi. Uras, “Dönüşüm, Mehmet Haberal ile, Oktay Ekşi ile, Sinan Aygün ile olmaz. Ergenekon siyasetine biat etmiş CHP’nin dönüşmesi zor” dedi.

mak istemediğini gösteren bir irade olmalıdır. Aslında MİT krizi ile AK Parti, “Ben Kürt sorununu hâlâ konuşarak çözmek istiyorum” mesajını vermiş de olabilir. Bence hükümetin adım atma ihtimaline paralel, karşı bir adım atılması değerlendirilmelidir.

Kim atacak bu adımı?
Bu adımı atması gereken şu anda Meclis’te grubu bulunan BDP’dir. Bugüne kadar, öyle ya da böyle oynayamadıkları siyasi rolü artık oynamalı ve sorununun çözümünde koçbaşı olmaları gerekiyor. AK Parti ve BDP asgari müştereklerde yan yana gelmeden çözüm zor. İkincisi de çözüm isteyenlerin siyasi risk alması gerekiyor. Tek başına AK Parti’ye karşı olmak, çözüm istemek değildir.

AÇILIM SIRASI BDP’DE

Geçen gün Aysel Tuğluk bir yazı yazdı. Ben o yazıyı okuyunca, BDP’nin her şeyin farkında olduğunu hissettim. Ve kendime şu soruyu sordum; Böyle bir siyasi okumanın gerektirdiği siyasi adımı neden atmıyorlar?
Evet henüz atılmıyor ama atmalılar. Bence bu konuda AK Parti’nin de önemli bir sorumluluğu var. AK Parti tüm Türkiye’de yüzde 50 oy alan bir parti. Bölgede BDP’yi kendine siyasi rakip olarak görmesine gerek yok tam tersine siyasi partner, çözüm partneri olarak görmesi gerek. Elbette bunun için de BDP’nin daha çok aktüel siyasete sarılması ve açılım yapması gerekiyor. Onların da tam yapamadıkları o.

CHP ‘GARNİZON SOLU’

Türk solunun geleceğine nasıl bakıyorsunuz?
Sol, Türkiye’de güzel sözler söyleyen ama siyaset yapamayan bir hareket. Politik perspektif yetmiyor, sıcak gelişmeler karşısında aktüel eylem planınız yoksa sahip olduğunuz bu perspektifin anlamı yok. Ettiğiniz doğru sözler eğer siyaseten bir karşılığını bulmuyorsa steril cümleler olarak kalıyor. Mesela Irak’ın işgalinde biz de “ne SAM ne Saddam” dedik. Bu tek başına doğru bir cümle ama siyasi karşılığı o coğrafyada yoktu ne yazık ki. Özgürlükçü solun en büyük eksiği de bu oldu. Sadece doğru sloganların, siyaset olduğunu zannettik hata ettik. Prospektüs okumakla hasta iyileşmiyor.

Sol için umut var mı, kurtulabilir mi?
Kısa dönemde bu mümkün değil. Biz sadece fotoğraf çekiyoruz ama değiştiremiyoruz. Şu anda EDP ile Yeşiller arasında bir ortak çalışma var. Bu iki partinin birlikteliği bir umut yaratabilir. Ama solun değişimi ve büyümesi ancak orta vadeli bir perspektifle mümkün. AK Parti 28 Şubat’tan ders çıkaran İslami hareketin partisi oldu ve büyüdü. Ancak ne yazık ki, özgürlükçü sol 28 Şubat’tan gerekli dersi çıkaramadık. Otoriterlikten, özgürlükçü siyasete geçemedik. Bugün de o eksikliği yaşıyoruz.

CHP’yi solun neresinde görüyorsunuz?
1930′larda Lasswell, Garnizon Devlet kavramını geliştirdi. Türkiye Cumhuriyeti bir tür garnizon devletidir. O devletin sağı, garnizon sağı, solu da garnizon soludur. CHP de, bu hali evrensel bir sol parti değil, garnizon solu partisi. Sorun bu garnizon solu partisinin demokratikleşip demokratikleşemeyeceğidir, başçavuşunun kim olacağı değil.

Kemal Kılıçdaroğlu bunu başarabilir mi?
İzleyebildiğim kadarıyla niyet ve çabası var: Ama bu sonuç verir mi, emin değilim. Kılıçdaroğlu’nun başarılı olmasının şansı, partiyi İttihatçı gelenekten kurtarıp, özgürlükçü bir partiye dönüştürmesinde, oraya açılabilmesinde. Bu da ne yazık ki, mevcut Meclis grubu ile zor görünüyor. Bakıyorsunuz bütün kritik konularda verdiği cevap şu: “Arkadaşlar konu üzerinde çalışıyor”. Ne çalışmaymış ki, iki yıla yakındır bitmiyor.

Neden zor?
Bu dönüşüm, Mehmet Haberal ile, Oktay Ekşi ile, Sinan Aygün ile olmaz. Ergenekon siyasetine biat etmiş CHP’nin dönüşmesi zor olduğu için. Gerçi Ergenekon siyasetine biat etmeseydi, genel başkan olabilir miydi, o da ayrı bir soru ama. Ergenekoncu hat üzerinden AK Parti’ye alternatif bir siyaset çıkmaz. CHP’de daha önemli mesele şu. CHP’de yapılan kongreler fikri bir tartışmaya, zihinsel bir farklılaşmaya mı dayanıyor, hayır. Muharrem İnce’nin CHP ile ilgili çok önemli tespiti var: Diyor ki, “CHP dilekçe ve pulla kurulan bir parti değildir.” Bu CHP açısından tarihi bir saptamadır ve CHP gerçeğidir. Yani bizi, sivil yapılarla bir tutmayın, biz devlet dairesiyiz diyor, tabii aynı zamanda demokrasi açısından çok talihsiz bir açıklamadır.

‘Yeni’ değil ‘geçiş’ anayasası da olabilir

Galiba iş dönüp dolaşıp yeni anayasaya kilitleniyor. Umutlu musunuz siz?
Haklısınız… Kürt sorununda da, başka yapısal sorunlarda da iş dönüp dolaşıp yeni bir anayasaya geliyor. Özgürlükçü, anayasal vatandaşlığı esas alan, etnik vurgulardan arındırılmış, farklılığı zenginliğimiz olarak gören bir anayasaya. Bence yeni anayasada süreç beklenenin aksine hızlı ilerlerse, Kürt sorununun çözümünde de önemli katkısı olacaktır. Çünkü Türkiye’nin yeni bir anayasayı konuştuğu, eski rejimi tasfiye ettiği bir dönemde artan şiddet, bu sürecin sekteye uğramasına yol açar ki, buna en başta Kürtler karşı çıkar.

Bu sefer olacak mı yeni bir anayasamız?
Bence şöyle başlayalım. Bunun bir süreç olduğunu ve hedefin yeni bir anayasa olduğunu unutmamak gerekiyor. Bu sürecin sonunda belki maksimalist bir yeni anayasa olmayabilir ama bence demokrasi ve özgürlükleri artıracak değişliklik de eskisinden daha olumludur. Elbette hedef yeni anayasa ama yeni anayasa bütünüyle olmadı diye, olabilecek her değişikliğe karşı çıkmak da haksızlık olur.

Yani…
Ben bu sürecin bir geçiş anayasası ile sonuçlanacağını düşünüyorum. CHP geçtiğimiz dönem uzlaşma komisyonuna katılmayarak büyük bir hata yaptı. Ancak bu dönem uzlaşma komisyonu kuruldu bu çok güzel ama. Bence uzlaşma komisyonuna gelenler, yeni anayasa konusunda ne kadar bagajsız ondan emin olamıyorum. Yani toplumun büyük bir kısmı anayasa istiyor diye zorunlu olarak komisyondalar ve masadan kalkmanın maliyetini göz alamıyorlar ama bence içten içi de masadan kalkmanın ya da takos koymanın hesabını yapıyorlar. Bence toplum yeni anayasa konusunda hemfikir ama bazı siyasi partilerin mesafeli olduklarını düşünüyorum. Aldığım duyumlar ilk fırsatta masayı terk edecekleri şeklinde. Ama terk edenin de siyasi olarak kaybedebileceği şeyler var. 2014 seçiminde faturayı yeni anayasa masasını terk eden öder.

MASADA KALIP TAKOZ KOYMAK OLMAZ

Masada kalanlar bir anayasa yapacak o zaman…
Evet. Uzlaşma komisyonu ya da Meclis. Sonuçta bir değişiklik üzerinde uzlaşacaklar. Bu belki tümüyle yeni bir anayasa olmayacak ama bir değişiklik mutlaka olacak. Yani mevcut anayasada biraz daha değişecek. Ki, bence 1982 Anayasası’ndaki her değişiklik bence çok önemli. Sonuçta anayasamız öyle ya da böyle değişecek. Belki bir geçiş dönemi anayasamız olacak. Ve bu Mecliste uzlaşanların anayasası olacak. Referanduma bile gidebilir ama değişiklik mutlaka olacak. Bazı siyasi yapıların masadan kalkmayalım ama kritik konularda sürece takoz koyalım yönünde karar aldıklarını duyuyorum. Umarım bu doğru değildir.

Hangi konular sorun olur?
Yeni anayasada en sorunlu alanlar, vatandaşlık, kimlik tanımı. Anadil/le eğitim konusu. Sanırım bu iki alanda partilerin uzlaşmaları zor görünüyor. Eğer bu konularda devlet politikası esnerse devlet partilerinde de bir esneme olabilir.

AK Parti ile devlet arasında bir ayrım yapıyor musunuz?
Bence flu noktalar olduğu çok açık. MİT krizi bunun örneğidir.

ÇÖZÜM İÇİN BDP ‘KOÇBAŞI’ OLMALI

AK Parti ne yapmalı bu süreci yeniden hızlandırmak için?
AK Parti, süreci iyi değerlendirirse çözümün en güçlü aktörü olabilir hala. AK Parti’nin bugün yapması gerekenler çözüm iradesine sahip çıktığını daha açık ifade etmesi ve bazı siyasi adımlar atması. Bu TCK’da, TMK’da bazı değişiklikler olabilir. Anayasa uzlaşma komisyonunda anadil konusunda açık bir tutum vs. Mesela KCK konusunda yapılmak istenen nedir, anlayabilmiş değilim. Bir partinin neredeyse tüm siyasi kadrosunu tutuklu yargılamak bence sorunludur. Hükümet bu yönde de, sahiden ne oldu diye sormalıdır. Bu yöndeki bazı adımlar, AK Parti’yi asla küçültmez tersine çözüm iradesine bir kez daha sahip çıktığı için güçlenmesine yol açar. Mesela Nedim Şener ve Ahmet Şık’ın tahliyesi bu yönde çok olumlu bir adımdır. Bu kararı yargı verse de, siyasi sorumlu hükümet olduğu için önemlidir. Bugünlerde atılacak adımlar, Nevruz öncesi ortamın yumuşaması açısından da önemlidir. Ama bir bakıyorsunuz ki İstanbul örneğinde olduğu gibi yasakçı ve gerginliği artıran bir hattan hala medet umulabiliyor.

Sadece Kürt sorunu konusunda değil, her konuda herkes hükümetten adım bekliyor. Bu hükümet üzerinde ağır bir yük olmuyor mu?
Bunu hükümet olmanın bedeli olarak kabul edelim. Tabii, hükümeti daha demokratik adımlar atmaya zorlayacak bir muhalefet olsa idi daha başka olurdu. Bu da Türkiye’nin şanssızlığı diyelim. Ama bence siyaset dans gibidir. Uygun adımları bir senkronizasyon içinde atmalısınız. Galiba iktidarıyla, muhalefetiyle yapamadığı da bu. AK Parti’yi bu sürece zorlamak gerekiyor. Bu aşamada başta Meclis Başkanı olmak üzere Meclis’teki siyasi partilerin siyasi risk almaları gerekiyor. Kimsenin artık gerginliklerden medet umma lüksü yoktur.

ÇÖZÜM İÇİN RİSK ALMAK GEREK

BDP de buna dahil mi?
Tabii. Belki de özellikle BDP siyasi risk almalı. Sonuçta kaybedecek ne var. Siyasiler elini taşın altına koyarsa, onlarca, yüzlerce, binlerce gencin ölmesine engel olabilirler. Yukarıda söyledim, bu aşamadan sonra Kürt sorununun çözümünde BDP, siyasi koçbaşı olmak durumundadır. Başka da şansları yoktur. Artık onların da risk almaları gerekiyor ve bu risk küçük cemaatleri kızdırsa dahi almak zorunda oldukları bir sorumluluktur. Genel olarak muhalefet şundan vazgeçmelidir; AK Parti’ye yaradıkları düşünülen her şeye ya da AK Parti’nin önerdiği her şeye, ona yarıyor diye karşı çıkmak siyaset değildir, genelde toplumsal faydayı esas almak gerekiyor. Yoksa varolan iktidara yarıyor diye, bugün hâlâ idam cezasının sürmesi gerekirdi.

Okumaya devam et

Konsensus’un Cumhurbaşkanı kim olsun anketi

Konsensus'un Cumhurbaşkanı kim olsun anketi

Bülent Günal’ın haberine göre, KONSENSUS’un HABERTÜRK için yaptığı “Türkiye Gündemi Araştırması-Mart 2012: Uludere ve Yüz Nakli” araştırmasının bugünkü bölümünde Cumhurbaşkanlığı seçimleri var.

Konsensus, 23 Şubat- 3 Mart tarihleri arasında 81 ilde 18 yaşından büyük 1505 (745′i erkek, 760′ı kadın) kişiye, “Cumhurbaşkanlığı seçiminde en fazla kimin Cumhurbaşkanı olmasını istersiniz?” sorusunu yöneltti. Ankete katılanların yüzde 48.8′i, bu soruya; “Abdullah Gül” yanıtını verdi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan yüzde 16.9 ile ikinci sırada yer alırken, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu yüzde 13.3 ile üçüncü oldu.

Siyasi performansta Erdoğan yine zirvede

Ankete göre siyasi parti liderlerinin performansından duyulan memnuniyet sıralamasında AK Parti lideri Recep Tayyip Erdoğan yine zirvede bulunuyor. Aralık ayı sonuçlarına göre siyasi performans oranı yüzde 1.6 puan düşen Erdoğan, yüzde 51.7 ile birinci sırada yer aldı. İkinci sırada siyasi performans oranı 1.3 puan düşerek yüzde 26.6′ya gerileyen Kemal Kılıçdaroğlu bulunuyor. MHP lideri Devlet Bahçeli ise siyasi performans oranını binde 9 puan artırarak yüzde 13.9′a taşıdı ve üçüncü sıradaki yerini korudu.

En beğenilen liderler Erdoğan, Sarıgül ve Kılıçdaroğlu

KONSENSUS ankete katılanlara, “Size okuyacağım siyasi parti, hareket liderlerini beğenip beğenmediğinizi belirtir misiniz?” diye sordu. En beğenilen lider araştırmasında birinci sırada yüzde 52.3 ile Recep Tayyip Erdoğan yer aldı. İkincilik kürsüsüne yüzde 30.7 ile Mustafa Sarıgül, üçüncülük kürsüsüne ise yüzde 27.8 ile Kemal Kılıçdaroğlu oturdu.

‘Kurultaylar CHP’ye bakışımızı olumlu etkiliyor’

KONSENSUS ankete katılanlara “CHP’de yaşanan kurultay süreçleri CHP’ye bakış açınızı ne yönde etkiliyor?” diye sordu. “İyi yönde” diyenlerin oranı yüzde 41.7 çıktı.

‘Solun lideri Sarıgül olmalı’

KONSENSUS, HABERTÜRK için yaptığı araştırmada Türk solunu da mercek altına aldı. Ankete katılanlara, “Siyasi görüşünüzden bağımsız, objektif düşündüğünüzde, Türk soluna en fazla yararının dokunacağını düşündüğünüz siyasetçi kimdir?” sorusu soruldu. Bu soruya yanıt verenlerin yüzde 28.4′ü “Mustafa Sarıgül” derken, Kemal Kılıçdaroğlu yüzde 26.6 ile ikinci sırada yer aldı.

‘Erdoğan’ın yerine Gül’

KONSENSUS, ankette “Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanı olursa, AK Parti Genel Başkanı kim olsun?” sorusunu da yöneltti. Bu soruya yanıt verenlerin yüzde 36.5′i “Abdullah Gül” derken, yüzde 32.1′i “Bülent Arınç” yanıtını verdi. Üçüncü sırada ise yüzde 6.6 ile Ali Babacan yer aldı.

‘Yöneticilerin şike olayına karıştığına artık inanmıyoruz’

3 Temmuz’da başlayan şike soruşturması aylardır ülke gündemini meşgul ediyor. Konsensus “Türkiye Gündemi Eylül 2011″ araştırmasında ankete katılanlara “Aziz Yıldırım’ın suçlu mu, yoksa suçsuz mu olduğuna inanıyorsunuz?” sorusunu yöneltmiş, bu soruya yanıt verenlerin yüzde 65.9′u “Suçlu olduğuna inanıyorum” cevabını vermişti.

Konsensus, bu defa şike davasında yargılanan yöneticilerle ilgili daha genel bir soru sordu: “Şike davasında yargılanan spor kulüpleri yöneticilerinin şike veya teşvik primi ihlaline karıştıklarına inanıyor musunuz?” Bu soruya yanıt verenlerin yüzde 62.7′si, “İnanmıyorum” dedi. İnananların oranı ise yüzde 37.3′te kaldı.

Her 100 kişiden 15′i ‘Şike varsa bile hiçbir ceza uygulanmasın’ diyor

ŞİKE davasıyla ilgili Konsensus ilginç bir soru daha sordu: “Bir an için şike davasından yargılanan spor kulüpleri yöneticilerinin şike veya teşvik primi ihlaline karıştıklarını düşünelim. Sizce bu ihlal karşısında TFF nasıl bir ceza uygulamalıdır?” Bu soruya yanıt verenlerin yüzde 34.8′i “Küme düşürme cezası” derken, yüzde 31.9′u “İlgili yöneticilerin ödeyeceği yüksek para cezası” cevabını verdi.

Okumaya devam et

Fransa’da Yahudi okulu önünde saldırı

Fransa'da Yahudi okulu önünde saldırı

Fransa’nın Toulouse kentinde bir Yahudi okulu önünde gerçekleşen silahlı saldırıda biri çocuk 2 kişi hayatını kaybetti.

Fransız polisi, bir kişinin 4-5 kişilik bir grup üzerine ateş açtığını bildirdi. Saldırıda bir öğrenci velisi ile bir çocuk hayatını kaybederken, biri durumu kritik olmak üzere 2 çocuk da ağır yaralandı. Görgü tanıkları, saldırganın siyah bir scooter ile kaçtığını söyledi.

DAHA ÖNCE DE İKİ ASKER HAYATINI KAYBETMİŞTİ

Polis kullanılan silahın 11.43 kalibrelik olduğunu belirtti. Geçen hafta Toulouse ve Montauban’da düzenlenen saldırıda da aynı kalibrelik silah kullanıldığı bilgisi verildi. Montauban’da iki asker hayatını kaybetmişti. Polis her iki saldırıyı da aynı kişinin gerçekleştirdiğinden şüphe ediyor.

Okumaya devam et

Nevruz ateşini molotof sananlar var

Nevruz ateşini molotof sananlar var

Diyarbakır’da göstericiler 10 aracı ateşe verdi. İstanbul’da içinde yolcu olan otobüsler taşlandı, bir BDP’li yaşamını yitirdi!

OTOMOBİLLERE TAŞ ATTILAR, DURAK VE İŞYERLERİNİN CAMLARINI İNDİRDİLER

BDP’nin izin verilmemesine rağmen dün kutlama yapmak istemesi olayların çıkmasına neden oldu. İstanbul’da BDP’li gruplar Zeytinburnu Kazlıçeşme Meydanı’nda korsan kutlama yapmak istedi. Yaklaşık 3 bin polis grupların meydana girmemesi için önlem aldı. Topkapı’dan meydana gitmek isteyen 500 kişilik grup polisçe engellendi. Vatan Caddesi’ne doğru yönelen grup yolu trafiğe kapatmak istedi. Gruba çevik kuvvet ekipleri gaz bombalarıyla müdahale etti. Kaçmaya başlayan gruptakiler içinde yolcu bulanan otobüslere ve otomobillere taş atıp, otobüs ve tramvay duraklarıyla işyerlerinin camlarını indirdi.

İSTANBUL’DAN FOTOĞRAFLAR İÇİN TIKLAYIN

POLİS SADECE MİLLETVEKİLLERİNE İZİN VERDİ ANCAK..

BDP Genel Başkan Yardımcıları Gültan Kışanak, Filiz Koçali ile BDP Grup Başkanvekili Pervin Buldan ve milletvekilleri Sırrı Süreyya Önder ve Sebahat Tuncel, Sırrı Sakık’ın da aralarında bulunduğu grup Kazlıçeşme Meydanı’na girerek basın açıklaması yapmak istedi. Polis sadece milletvekillerin meydana girmesini izin verdi. Ancak BDP’liler bunu kabul etmeyince polis gruba müdahale etti. Zeytinburnu’nda eylemcilere vatandaşlar sert tepki gösterdi.

1 KİŞİ ÖLDÜ, 146 KİŞİ GÖZALTINA ALINDI

Buradaki gösterilere katılan 57 yaşındaki Hacı Zengin, Arnavutköy’de yaşamını yitirdi. Olaylarda 3′ü polis 7 kişi yaralanırken, 106 kişi gözaltına alındı. Fatih Karagümrük’te de polisin müdahale ettiği gösterilerde 40 kişi gözaltına alındı. Polisten kaçmaya çalışan 15 yaşındaki bir çocuğun bir grup tarafından bıçaklandığı bildirildi. Samatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırılan çocuğun durumunun ağır olduğu öğrenildi.

DİYARBAKIR’DAN FOTOĞRAFLAR İÇİN TIKLAYIN

DİYARBAKIR’DA EL YAPIMI BOMBA, MOLOTOF, TAŞ VE HAVAİ FİŞEKLERLE SALDIRDILAR

Diyarbakır’da da izin verilmemesine rağmen gruplar Nevruz Parkı’nda kutlama yapmak istedi. Kentin çeşitli noktalarından yürüyüşe geçen gruplara polis tazyikli su sıktı. Göstericilerse polise el yapımı bomba, molotof, taş ve havai fişekle saldırdı, marketleri yağmaladı. Göstericiler 9′u seyyar baz istasyonu 10 aracı ateşe verdi. Polisler ise silahlarıyla havaya ateş açtı. Gruplara helikopterden de gaz bombası atıldı. BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Van Milletvekili Aysel Tuğluk, Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir’in de içinde bulunduğu parti otobüsü, önünde kalabalıkla alana girdi. Alana girenlerin sayısı 100 bine ulaştı.

BDP’Lİ ALTAN TAN POLİSİN BOĞAZINI SIKTI

Öte yandan BDP Diyarbakır Milletvekili Altan Tan tartıştığı bir başkomiserin boğazını sıkarak “Sen kimsin beni engelliyorsun? İsmin, sicilin ne?” dedi.

‘GAZ BOMBASI ÖLDÜRDÜ’ İDDİASI

BDP Arnavutköy İlçe Yönetim Kurulu üyesi 57 yaşındaki Hacı Zengin, Zeytinburnu’ndaki Nevruz kutlamalarına katıldıktan sonra yaşamını yitirdi. 4 çocuk babası Zengin’in yakınları tarafından Topkapı minibüs duraklarında bulunarak Özel Arnavutköy Hastanesi’ne kaldırıldığı iddia edildi. Burada yaşamını yitiren Zengin’le ilgili BDP Eş Başkanı Gültan Kışanak “Arkadaşımız polisin yoğun gazı ve darp sonucu ölmüştür” iddiasında bulundu. Zengin’in ölüm nedeni otopside belirlenecek. (Sabah)

 

 

Okumaya devam et

Referandum olursa Kürtler ne ister

Referandum olursa Kürtler ne ister

Sosyal Siyasal Araştırmalar Merkezi (SAMER), Diyarbakır’da “Bir referandum olsa Kürtler ne ister” diye sordu. Ankete katılanların yüzde 49.2’si ‘demokratik özerklik’ isterken, yüzde 19.2’si ‘bağımsızlık’, yüzde 5.4’ü ‘federasyon’, yüzde 7,1’i de ‘adem-i merkezi yönetim’ seçeneğini, yüzde 3,4’ü ise hiçbiri seçeneğini işaretledi.

ANKETE KATILANLARIN ÖZELLİKLERİ

SAMER’in Diyarbakır’da yaptığı araştırmada katılımcıların yüzde 40’ı kadın, yüzde 60’ını ise erkekler oluşturdu. Ankete katılanların yüzde 33’ü 0-350 TL gelire ,yüzde 3’ü ise 2000 TL ve üzeri gelire sahip. Kürtler’in sorunlarıyla ilgili referandum yapılıp yapılmaması, Kürtçe’nin resmi dil olup olmaması, Kürtçe’nin medeniyet dili olup olmadığı gibi soruların yöneltildiği ankete katılanların yüzde 30’u lise, yüzde 24’ü ilköğretim ve yüzde 15’i ortaokul mezunu. Katılımcıların yüzde 22.3’ünün de 20-24 yaş aralığında olduğu anketten çıkan bazı sonuçlar şöyle:

EVET REFERANDUM YAPILMALI

Kürtlerin taleplerine yönelik referandum yapılmalı mı’ sorusunu yüzde 87 ‘evet’ derken, yüzde 2’si yanıt vermedi. ”Bir referandum yapılsa ve Kürtlere sorulsa” sorusuna katılımcıların yüzde 49.2’si demokratik özerklik, yüzde 19.2’si bağımsızlık, yüzde 5.4’ü federasyon, yüzde 7.1’i belediyelerin geniş yetkilere sahip olduğu adem-i merkez yönetim yanıtı verdi. “Kürtçe Türkiye’de resmi dil olmalı mı” sorusuna katılımcıların yüzde 83’ü evet derken, yüzde 8’lik kısım soruya cevap vermedi. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın “Kürtçe medeniyet dili değildir” açıklamasını duydunuz mu sorusunu katılımcıların yüzde 45’i evet olarak yanıtlarken, yüzde 1’i soruya cevap vermedi. Arınç’ın bu ifadesi hakkında ne düşünüyorsunuz sorusuna, katılımcıların yüzde 43’ü “Yanlış ve yersiz bir ifade, yüzde 18’i “Kınıyoruz” dedi.

KCK OPERASYONLARI KÜRT SORUNUNU OLUMSUZ ETKİLİYOR

KCK operasyonları Kürt sorununu ne yönde etkiliyor sorusuna ankete katılanların yüzde 43.4’ü “Olumsuz”, yüzde 24.2’si “Çok olumsuz” yanıtı verdi. Yüzde 6.4’ü “Etkisi yok”, yüzde 2.7’si “Olumlu etkiliyor” dedi. “BDP’li milletvekillerinin ve Belediye Başkanları’nın yaptığı açlık grevini nasıl değerlendiriyorsunuz” sorusuna yüzde 66 “Doğru”, yüzde 9 “Gereksiz”, yüzde 9 “Etkisiz” yanıtı verdi. “Kürtlerin geleceği açısından Kürt Ulusal Kongresi’nin toplanması önemli mi” sorusuna ise katılımcıların yüzde 79’u “Çok önemli” cevabı verdi.

Okumaya devam et